11 Nisan Urfa'nın Kurtuluşu

11 Nisan Urfa'nın Kurtuluşu
Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR
Siz bakmayın 'Urfalılar, düşman isot tarlalarına girinceye kadar işgali umursamadılar' gibi mizah içerikli söylentilere. Urfalı, şehrini ve onun özgürlüğünü savunmak için her şeyini ortaya koymuştur. Önce İngilizler işgal etti Urfa'yı (1919). Daha sonra 1920 Şubatı'nda 3 bin kişi ile Fransızlar. Fransız işgal komutanlığına 24 saat içinde çekilme talep eden muhtırayı veren, sınıf arkadaşım Bozkurt' un babası Ali Sarp Ursavaş 'tır. (Bu soyadı bu yüzden verilmiştir.) İşgal kuvvetleri çekilmedi. Kurtuluş Savaşı'nın kahramanları 12'lerin öncülüğünde halkın oluşturduğu milis kuvvetleri, Şebeke Boğazı'nda düşmanı yendi ve Urfalılar 11 Nisan'da, Ankara'da kurulan Millet Meclisi'nden 12 gün önce şehirlerini özgürlüğe kavuşturdular.
Urfa tarihine bakarsanız, şehri "Urha" diye anan Sümerlere, Edessa diyen Romalılara, Büyük İskender' e, Selahaddini Eyyubi 'ye , Divan edebiyatının unlu şairi Nabi 'ye, Orfeus' a.. daha yakınlara gelirseniz Ahmed Arif , Bekir Yıldız, Suut Kemal Yetkin ve daha birçok ünlü kişilere rastlarsınız. Ses sanatçıları Kazancı Bedih, Cemil Cankat, Tatlıses, Nuri Sesigüzel bunlar arasındadır.
Urfa'dan söz ederken peygamberleri anmamak olmaz. Üç dinin kurucusu, putları kıran Hazreti İbrahim ve sabrın simgesi Hazreti Eyüp ve Şuayb peygamberler Urfa'da yaşamışlardır. Bu yüzden kent kutsanan şehir olarak anılır. Nemrut 'un zulmüne uğrayan, putları yok ettiği için sevgilisi Zeliha (Zilkha) ile birlikte ateşe atılan İbrahim Peygamber Urfa'mızda ateşin suya dönüşmesi ile kentimize iki güzel göl kazandırmakla kalmadı. İki büyük ateşe yakacak taşıyan Urfalılar artık yemek pişirecek yakıt bulamayıp çiğ köfteyi icat ettiler.
Bir Urfalı için iki göl ve çiğ köfte en değerli varlıklardır. Selvi ve söğüt ağaçlarının gölgesindeki Halilurrahman ve Ayn-i Zeliha göllerinde yaz sıcağında o iri sazan balıkları ile birlikte yüzme mutluluğuna ermiş bir insan olarak, o gölleri bir doğa güzelliği olarak övmek isterim.
Bana her yaştan Urfalı ile birlikte olduğum bir toplulukta güngörmüş yaşlı insanların gençleri işaret ederek "Hocam, sen bu gençlere bahma, onlar Şanlı Urfalı. Biz senin kimin Urfalıyıh" demeleri boşuna değildir. O göllerde yüzücüler yetişiyor. Yüzme müsabakaları yapılıyor. Kazananlar Adana'ya Türkiye birinciliklerine katılıyorlardı. Geçen yıl gazinonun kapısında 'Ailelere mahsustur, erkekler giremez' yazısını okudum. 30'lu, 40'lı yıllarda neler yaşandı Urfa'da.. Halkevi sahnelerinde tiyatro yapıldı, konferanslar verildi. Balolar, folklor gösterileri yapıldı. 6 Mayıs'larda (Hıdrellez) yüzlerce uçurtma salıyorduk göklere...
Topçu Meydanı'nda tüm Urfa halkı, binlerce öğrencileri birlikte trompet ve borazanların eşliğinde 11 Nisan'ları coşku ile kutlardı. Sembolik savaşta çeteler Tılfındır Tepesi'ne doğru savlet edip, Fransız bayrağını indirip Türk bayrağını kaleye diktiği zaman inlerdi ortalık. Eyersiz atlar üzerindeki Arap uşahlarının kaleye tırmanışı görülmeye değer bir manzara idi.
Kim Kürt, kim Arap, kim Türk hiç ayırt edilmezdi. Böyle bir sorun yoktu Urfa'da.
Orası güvercinler, ceylanlar, kumrular, leylekler, Arap atları, el sanatlarının, sofra kültürünün, halk edebiyatı ve halk oyunları ve müziğinin, sıra gecelerinin, eyvanlı, havuzlu, zerzembeli, takkalı evlerin memleketi idi.
Yaz geceleri avluda yıldızlar öyle yakın ve çokturlar ki üstünüzü örterler. O yıllarda şair ve romancı Halide Nusret Zorlutuna Urfa'da yıllar geçirmiş ve her şeyine hayran kalmıştı. Yazıyı yıllardır dillerde dolaşan türkü ile bitirelim.
Kollumu salladım toplar oynadı
Karataş içinden çete kaynadı
Yaşasın Urfalılar teslim olmadı
Di yürü yürü kumandanlar yürü
Urfa çeteleri dönmüyor geri.
11 Nisan Urfa'nın Kurtuluşu