<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>MAIN-BOARD - Blogs</title>
		<link>http://www.main-board.net/blogs/</link>
		<description>FARKI FARK EDENLERIN DIYARI</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Thu, 04 Dec 2008 01:29:55 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.main-board.net/images/mainstyle/misc/rss.jpg</url>
			<title>MAIN-BOARD - Blogs</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/</link>
		</image>
		<item>
			<title>KALBİNDEKİ SICAKLIĞA DÜŞÜR BENİ</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/602-kalbindeki-sicakliga-dusur-beni.html</link>
			<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 18:35:47 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bu gece ; Yüreğime aralıksız batan sözlerinin acısıyla , öfkenin kuşatmasında yazıyorum ,sahipsiz kırılganlıklarımı&#8230; Beni Dinle&#8230; Ne öncesini,ne de söyleyeceklerimi ,bu defa dinle&#8230; 


Sana doğru attığım her adımda, üstüme yıkılan duvarın altında kalmaktan, çatışma içinde geçen dakikaların, gece boyu sinirini taşımaktan ,yoruldu ruhum&#8230; Oysa bu değildi ,içimde başlattığım seni kazanma savaşının sonu&#8230; Böyle olmamalıydı.. Ümitleri tükenmeye yüz tutmuş ses boğumlarından , çıkamıyor nefesim&#8230; İnadına zorluyorum onca haykırılmış sözlerin sonrasında tenimi&#8230; Oysa özgürlük vaad etmiştim sana,kendimi atarak zındanlara.. Zaman kıskaçlarını açmış yengeç gibi gelirken üstüme üstüme, Kekremsi bir rüyanın yorgun tadını yutkunuyorum, buruşturarak yüzümü&#8230; Sahipsizliğin çığlıklarına düştüm&#8230; Ne yana baksam sen bakıyorsun Kirpiklerimin penceresinden&#8230; 

Şimdi hangi kuytunda susar avazım&#8230; yoruldum&#8230; Hiçbir hikayenin kahramanı olamayacak kadar uykum var&#8230; Başımı koyduğum yastıkta , yokluğundan olma koca boşluklara düşüyorum hızla&#8230; Ey yaar !.. Gecenin yarısında ; Yine bağdaş kurmuş oturuyorsun kançanağı gözlerime&#8230; Kapak resminde idam ilmeği olan , yeşilimsi bir kitabın hüzün sarısı sayfalarında arıyorum, yankısı çalınmış sesimi&#8230; Öykünüp ustama &#8220;susmayacak var &#8220; diyorum,yakılmış sesimle&#8230; Sussam içimde kanarım seni&#8230; Yine de sargısı boldur yaralarımın&#8230; 

Uzak şehir özlemleri sürtse de bedenimi, İnadına bekliyorum geleceğimizi&#8230; Dört duvarımda yankılanan tüm acılarımı ve küflenmiş alışkanlıklarımı tek hamlede infaz edeceğim o gün&#8230;Bunu bil&#8230; Yeter ki sen toplama valizini ve gitme&#8230; Bırak inadına dağınık kalsın kızıl saçların&#8230; 


Üzerine sinen ağırlıklarımla bu gece yarısı , Çatkapı arala acılarımı&#8230; Döndür beni yaşamına&#8230;Bak ölüyorum işte&#8230; İçimdeki sevinçlerin senli sebeplerini desteliyorum yüreğimde&#8230; Aşk&#8217;a beş kala sancılanıyorum yine,doğumsuz coğrafyalarda&#8230; 


Ah yaar!..Yüreğimdeki amansız savaşın, tenimde açtığı yaraları görmezden gelme.. 


&#8220;KALBİNDEKİ SICAKLIĞA DÜŞÜR BENİ''

....ÜŞÜYORUM....


kahraman tazeoğlu..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bu gece ; Yüreğime aralıksız batan sözlerinin acısıyla , öfkenin kuşatmasında yazıyorum ,sahipsiz kırılganlıklarımı&#8230; Beni Dinle&#8230; Ne öncesini,ne de söyleyeceklerimi ,bu defa dinle&#8230; <br />
<br />
<br />
Sana doğru attığım her adımda, üstüme yıkılan duvarın altında kalmaktan, çatışma içinde geçen dakikaların, gece boyu sinirini taşımaktan ,yoruldu ruhum&#8230; Oysa bu değildi ,içimde başlattığım seni kazanma savaşının sonu&#8230; Böyle olmamalıydı.. Ümitleri tükenmeye yüz tutmuş ses boğumlarından , çıkamıyor nefesim&#8230; İnadına zorluyorum onca haykırılmış sözlerin sonrasında tenimi&#8230; Oysa özgürlük vaad etmiştim sana,kendimi atarak zındanlara.. Zaman kıskaçlarını açmış yengeç gibi gelirken üstüme üstüme, Kekremsi bir rüyanın yorgun tadını yutkunuyorum, buruşturarak yüzümü&#8230; Sahipsizliğin çığlıklarına düştüm&#8230; Ne yana baksam sen bakıyorsun Kirpiklerimin penceresinden&#8230; <br />
<br />
Şimdi hangi kuytunda susar avazım&#8230; yoruldum&#8230; Hiçbir hikayenin kahramanı olamayacak kadar uykum var&#8230; Başımı koyduğum yastıkta , yokluğundan olma koca boşluklara düşüyorum hızla&#8230; Ey yaar !.. Gecenin yarısında ; Yine bağdaş kurmuş oturuyorsun kançanağı gözlerime&#8230; Kapak resminde idam ilmeği olan , yeşilimsi bir kitabın hüzün sarısı sayfalarında arıyorum, yankısı çalınmış sesimi&#8230; Öykünüp ustama &#8220;susmayacak var &#8220; diyorum,yakılmış sesimle&#8230; Sussam içimde kanarım seni&#8230; Yine de sargısı boldur yaralarımın&#8230; <br />
<br />
Uzak şehir özlemleri sürtse de bedenimi, İnadına bekliyorum geleceğimizi&#8230; Dört duvarımda yankılanan tüm acılarımı ve küflenmiş alışkanlıklarımı tek hamlede infaz edeceğim o gün&#8230;Bunu bil&#8230; Yeter ki sen toplama valizini ve gitme&#8230; Bırak inadına dağınık kalsın kızıl saçların&#8230; <br />
<br />
<br />
Üzerine sinen ağırlıklarımla bu gece yarısı , Çatkapı arala acılarımı&#8230; Döndür beni yaşamına&#8230;Bak ölüyorum işte&#8230; İçimdeki sevinçlerin senli sebeplerini desteliyorum yüreğimde&#8230; Aşk&#8217;a beş kala sancılanıyorum yine,doğumsuz coğrafyalarda&#8230; <br />
<br />
<br />
Ah yaar!..Yüreğimdeki amansız savaşın, tenimde açtığı yaraları görmezden gelme.. <br />
<br />
<br />
&#8220;KALBİNDEKİ SICAKLIĞA DÜŞÜR BENİ''<br />
<br />
....ÜŞÜYORUM....<br />
<br />
<br />
kahraman tazeoğlu..</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GeceMavisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/602-kalbindeki-sicakliga-dusur-beni.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Etkiye Tepki - Sedat ONAR</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/601-etkiye-tepki-sedat-onar.html</link>
			<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 16:05:51 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Etkiye Tepki

Kırkbir kere Maşallah demekten başka seçeneğimiz yok&#8230; Allah nazardan saklasın&#8230;

Ülke hala kardeş kavgasına sürüklenemedi&#8230;

Apo efendi İmralı&#8217;dan, DTP ise yurdun dört bir tarafından ayaklama, isyan çağrıları yapmasına rağmen şimdilik(!) millet birbirine girmedi&#8230;

Böyle tahrik, kışkırtma, provokasyon dünyanın başka ülkesinde yapılsaydı, o ülke 50 defa iç savaşa girmiş, çıkmış, nüfusunun yarısı telef olmuştu&#8230;

Şimdilik şükrediyoruz.

Apo&#8217;nun İmralı&#8217;dan verdiği savaş talimatları yetmiyormuş gibi, DTP milletvekilleri de yerel seçimler öncesi Doğu ve Güneydoğu illerini kapsayan 14 il ve 28 ilçe de fitne turuna çıkıp mümkün olduğunca vatandaşı provoke etmeye çalışıyor. Sanırsınız ki legal bir partinin yerel seçim turu değil de, dağdaki PKK militanları düz ovaya inmiş, onlar miting yapıyor.

En son Ardahan&#8217;da böyle bir kopma noktası yaşanmaktaydı ki, Allah&#8217;tan sağduyu galip geldi ve olay büyümeden önlendi. Buna rağmen DTP milletvekilleri kendilerinin hiç suçu yokmuş gibi pişkince, Ardahan&#8217;da vatandaşların kendilerini protesto etmesini Vali&#8217;ye ve polise bağlıyorlar. İnsanda biraz utanma, sıkılma olur&#8230;

Şimdi, DTP&#8217;lilere sesleniyorum.

Teröre 54 şehit vermiş bir Serhad iline gideceksin, askere kurşun sıkarken ölen teröristin evine nispet yaparcasına taziye ziyaretinde bulunacaksın ve kimsenin gıkı çıkmayacak; ondan sonra da seni protesto edenleri devletin ajanlığıyla suçlayacaksın&#8230;Valla bravo&#8230;

Ama&#8230; Sizin militan artıkları her mitingin sonunda devletin askerine, polisine saldıracak, taş ve molotof atacak bunun adı demokratik tepki olacak&#8230;

Ben bu konuda onlarca makale yazdım. Milleti tahrik etmeyi bırakın, askerimize savaş açanların safında yer almayın, kardeş kavgası için uğraşıp, didinmeyin dedim. Nafile&#8230;

Devam ettikçe ediyorlar. En sonunda kendilerine karşı terörden canı yananların, huzura aç olanların demokratik tepkisi gelince de su koyuveriyorlar&#8230; Kendilerinin tahripkar protestoları demokratik, vatandaşın kendilerine yaptığı protesto anti demokratik. Tam Avrupa Birliği kriterleri&#8230;

Ardahan olayı büyümeden önlendi. Ya protesto eden o topluluk içinde evladını, babasını terörist saldırılar karşısında kaybeden eli silahlı biri olsaydı, PKK destekçilerinin dediği gibi &#8220;dişe diş, kana kan, intikam&#8221; diye bağırıp, PKK&#8217;yı öven, göklere çıkaran DTP kürsüsüne saldırsaydı, ne olacaktı? O an iç savaş başladı diye, zil takıp oynayacak mıydınız?

Bu kadar DTP&#8217;li arasında biraz sağduyu sahibi, aklı başında, barışsever bir insan da yok mu, şu Emine Ayna&#8217;ya dur diyecek? Bu kadın, anne olamamanın verdiği eziklikle can vermeyi değil, can almayı yüceltiyor, kan döküldükçe gıda alıyor, rahatlıyor. Biran evvel insanlar birbirini öldürsün diye kürsüden kendini kaybedercesine nutuklar atıyor. Gözünü kan perdesi oturmuş durumda. Yok mu buna dur diyecek bir yetkili?

Demek ki, şimdilik yok. Yetkilinin dur demediği bu savaş çığırtkanlarına, bu sefer vatandaş dur demeye çalışıyor. Haliyle bu da böyle olaylara neden oluyor.

Şimdiye kadar tamamen PKK korkusunun sindiği illerde gövde gösterisi yaptınız, elbette kimseden karşılık gelmedi.

Esnafa kepenk kapat dediniz, kapattırdınız. Kepenk kapatmayan esnafa PKK teröristleri tarafından ne tür bir demokratik tepkinin(!)  uygulanacağını zaten biliyordunuz&#8230;   

İnsanların eline taş verip, polise, askere saldırttınız. Saldırmayanın işbirlikçi-ajan-provokatör olarak suçlanacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok&#8230;

Korku ile toplum esir alındı. Esir alınan yerlerde yapılan mitinglerde kimseden ciddi bir tepki görmediniz.

Şimdi sırada hangi il var?

Eğer Türk-Kürt nüfusunun karışık yaşadığı ve provokasyona açık yerlerde böyle tahripkar mitingler yapmaya devam ederseniz, korkarım ki insanlar ciddi karşılıklar vermeye başlayacak.

Dua edin ki, tepkiler örgütlü bir şekilde yapılmıyor. Sadece yakın çevrede bulunan ve bir anda galeyana gelen insanların kısa süreli örgütsüz tepkileri ile karşılaşıyorsunuz. Yarın başka yerlerde de bunun böyle olacağına dair bir garantiniz var mı? Örgütlü ve daha ciddi tepkilerle karşılaşırsanız ne yapacaksınız?

Yapmayın. Etmeyin, eylemeyin&#8230;

Fizikte etki tepki prensibi açıklanırken, top örneği verilir. Topu belli bir kuvvet uygulayarak duvara atarsan, duvar bir karşı tepki kuvveti oluşturur, topu geri atar, top tekrar kucağına gelir.

DTP şiddet topunu rasgele attı. Top kucaklarına geri geliyor&#8230;

Topu atarken iyi hesap yapmak gerekiyor&#8230;

*Sedat ONAR*
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="left"><font color="Silver">Etkiye Tepki<br />
<br />
Kırkbir kere Maşallah demekten başka seçeneğimiz yok&#8230; Allah nazardan saklasın&#8230;<br />
<br />
Ülke hala kardeş kavgasına sürüklenemedi&#8230;<br />
<br />
Apo efendi İmralı&#8217;dan, DTP ise yurdun dört bir tarafından ayaklama, isyan çağrıları yapmasına rağmen şimdilik(!) millet birbirine girmedi&#8230;<br />
<br />
Böyle tahrik, kışkırtma, provokasyon dünyanın başka ülkesinde yapılsaydı, o ülke 50 defa iç savaşa girmiş, çıkmış, nüfusunun yarısı telef olmuştu&#8230;<br />
<br />
Şimdilik şükrediyoruz.<br />
<br />
Apo&#8217;nun İmralı&#8217;dan verdiği savaş talimatları yetmiyormuş gibi, DTP milletvekilleri de yerel seçimler öncesi Doğu ve Güneydoğu illerini kapsayan 14 il ve 28 ilçe de fitne turuna çıkıp mümkün olduğunca vatandaşı provoke etmeye çalışıyor. Sanırsınız ki legal bir partinin yerel seçim turu değil de, dağdaki PKK militanları düz ovaya inmiş, onlar miting yapıyor.<br />
<br />
En son Ardahan&#8217;da böyle bir kopma noktası yaşanmaktaydı ki, Allah&#8217;tan sağduyu galip geldi ve olay büyümeden önlendi. Buna rağmen DTP milletvekilleri kendilerinin hiç suçu yokmuş gibi pişkince, Ardahan&#8217;da vatandaşların kendilerini protesto etmesini Vali&#8217;ye ve polise bağlıyorlar. İnsanda biraz utanma, sıkılma olur&#8230;<br />
<br />
Şimdi, DTP&#8217;lilere sesleniyorum.<br />
<br />
Teröre 54 şehit vermiş bir Serhad iline gideceksin, askere kurşun sıkarken ölen teröristin evine nispet yaparcasına taziye ziyaretinde bulunacaksın ve kimsenin gıkı çıkmayacak; ondan sonra da seni protesto edenleri devletin ajanlığıyla suçlayacaksın&#8230;Valla bravo&#8230;<br />
<br />
Ama&#8230; Sizin militan artıkları her mitingin sonunda devletin askerine, polisine saldıracak, taş ve molotof atacak bunun adı demokratik tepki olacak&#8230;<br />
<br />
Ben bu konuda onlarca makale yazdım. Milleti tahrik etmeyi bırakın, askerimize savaş açanların safında yer almayın, kardeş kavgası için uğraşıp, didinmeyin dedim. Nafile&#8230;<br />
<br />
Devam ettikçe ediyorlar. En sonunda kendilerine karşı terörden canı yananların, huzura aç olanların demokratik tepkisi gelince de su koyuveriyorlar&#8230; Kendilerinin tahripkar protestoları demokratik, vatandaşın kendilerine yaptığı protesto anti demokratik. Tam Avrupa Birliği kriterleri&#8230;<br />
<br />
Ardahan olayı büyümeden önlendi. Ya protesto eden o topluluk içinde evladını, babasını terörist saldırılar karşısında kaybeden eli silahlı biri olsaydı, PKK destekçilerinin dediği gibi &#8220;dişe diş, kana kan, intikam&#8221; diye bağırıp, PKK&#8217;yı öven, göklere çıkaran DTP kürsüsüne saldırsaydı, ne olacaktı? O an iç savaş başladı diye, zil takıp oynayacak mıydınız?<br />
<br />
Bu kadar DTP&#8217;li arasında biraz sağduyu sahibi, aklı başında, barışsever bir insan da yok mu, şu Emine Ayna&#8217;ya dur diyecek? Bu kadın, anne olamamanın verdiği eziklikle can vermeyi değil, can almayı yüceltiyor, kan döküldükçe gıda alıyor, rahatlıyor. Biran evvel insanlar birbirini öldürsün diye kürsüden kendini kaybedercesine nutuklar atıyor. Gözünü kan perdesi oturmuş durumda. Yok mu buna dur diyecek bir yetkili?<br />
<br />
Demek ki, şimdilik yok. Yetkilinin dur demediği bu savaş çığırtkanlarına, bu sefer vatandaş dur demeye çalışıyor. Haliyle bu da böyle olaylara neden oluyor.<br />
<br />
Şimdiye kadar tamamen PKK korkusunun sindiği illerde gövde gösterisi yaptınız, elbette kimseden karşılık gelmedi.<br />
<br />
Esnafa kepenk kapat dediniz, kapattırdınız. Kepenk kapatmayan esnafa PKK teröristleri tarafından ne tür bir demokratik tepkinin(!)  uygulanacağını zaten biliyordunuz&#8230;   <br />
<br />
İnsanların eline taş verip, polise, askere saldırttınız. Saldırmayanın işbirlikçi-ajan-provokatör olarak suçlanacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok&#8230;<br />
<br />
Korku ile toplum esir alındı. Esir alınan yerlerde yapılan mitinglerde kimseden ciddi bir tepki görmediniz.<br />
<br />
Şimdi sırada hangi il var?<br />
<br />
Eğer Türk-Kürt nüfusunun karışık yaşadığı ve provokasyona açık yerlerde böyle tahripkar mitingler yapmaya devam ederseniz, korkarım ki insanlar ciddi karşılıklar vermeye başlayacak.<br />
<br />
Dua edin ki, tepkiler örgütlü bir şekilde yapılmıyor. Sadece yakın çevrede bulunan ve bir anda galeyana gelen insanların kısa süreli örgütsüz tepkileri ile karşılaşıyorsunuz. Yarın başka yerlerde de bunun böyle olacağına dair bir garantiniz var mı? Örgütlü ve daha ciddi tepkilerle karşılaşırsanız ne yapacaksınız?<br />
<br />
Yapmayın. Etmeyin, eylemeyin&#8230;<br />
<br />
Fizikte etki tepki prensibi açıklanırken, top örneği verilir. Topu belli bir kuvvet uygulayarak duvara atarsan, duvar bir karşı tepki kuvveti oluşturur, topu geri atar, top tekrar kucağına gelir.<br />
<br />
DTP şiddet topunu rasgele attı. Top kucaklarına geri geliyor&#8230;<br />
<br />
Topu atarken iyi hesap yapmak gerekiyor&#8230;<br />
<br />
<b><font color="Silver">Sedat ONAR</font></b></font></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GeceMavisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/601-etkiye-tepki-sedat-onar.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yeni Hayat Apartmanında Akşam Yemeği</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/600-yeni-hayat-apartmaninda-aksam-yemegi.html</link>
			<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 16:04:35 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İlk önce bir bayan yazarın gazetedeki köşesinde yazdığı yazıdan kısa bir alıntı:

&#8220;Yemekte mönü seçimi de hayli ilginç mesajlar içeriyordu. Narlı buğday salatası Anadolu&#8217;lu Enginar ve iç bakla gibi 7-8 çeşit zeytinyağlı Akdeniz&#8217;liydi. Taze badem ve cevizli kereviz salatası gibi İstanbul&#8217;un ehli keyif masalarının müdavimleri masada yer bulmuştu. Baş konuk Karadenizli olunca ana yemek palamut şiş olarak seçildi. Ancak sunulan suşi yemekteki yerel-küresel dengesini kurdu. Aynı denge tatlılarda da gösterilmişti. Panna Cotta ile Osmanlı saray mutfağının ürünü Nar peltesi aynı sofrada buluştu.&#8221;

Ne edebiyat parçalamış ama&#8230;

Sanki mönü açıklaması değil de, stratejik analiz&#8230;

Şiirsel bir anlatım. İnsan daha yemeden anlatılanla doyacak gibi oluyor.

Bahsedilen mönü, Başbakanımızın da katıldığı AKP milletvekili Nursuna Memecan&#8217;ın İstanbul Sıraselviler&#8217;deki Yeni Hayat Apartmanı&#8217;ndaki evinde verdiği üst düzey İkinci Cumhuriyetçi, Soroscu ve liberallerin de konuk olduğu akşam yemeğine ait mönü.

Ben hayatımda ilk defa işittiğim narlı buğday salatası veya badem ve cevizli kereviz salatası gibi asortik yemek çeşitlerinin yanında şu &#8220;Panna Cotta&#8221;yı merak ettim. Demek ki, bu kadar üst düzey Soroscu sosyetiğin katıldığı yemekteki mönüde Panna Cotta tatlısı olmazsa olmazları arasında. Ben hayatında ilk defa duyuyorum Panna Cotta&#8217;yı. Ben Panna Cotta yemeden bu yaşa geldimse demek ki hayatımda büyük bir eksiklik olmamış. Ama sosyetenin öyle değil, üst düzey bir davet vereceksen, kaymaklı ekmek kadayıfı veremezsin, şanına yakışmaz, illa ki Panna Cotta olacak&#8230;

Merak ettim, araştırdım. İnternette yaptığım araştırmada bir de ne göreyim. Bu sosyetik İtalyan tatlısının yapımında konyak ve likör de kullanılıyormuş. Koskoca Türk basınının atladığı konuya bak. Adamlar Başbakana çaktırmadan alkol aldırmışlar, ama basında bunu anlayan yok&#8230; ABD Başkanıyla yedikleri yemekte bin bir dikkat göstererek konuklarla su dolu kadeh tokuşturan Başbakan&#8217;a &#8220;beyaz&#8221; Türk sosyetesi konyaklı, likörlü &#8220;Panna Cotta&#8221; tatlısı yedirmiş. Pes vallahi. İlerde bunu Başbakanın aleyhine delil olarak kullanırlarsa şaşırmam&#8230;

Asıl konumuz tabii bu değil. Medya da günlerdir süren Yeni Hayat apartmanında neler konuşulduğu da değil&#8230;

Veya&#8230;

Ne Dante&#8217;nin Yeni Hayat adlı kitabındaki Beatrice&#8217;in aşkı, ne Orhan Pamuk&#8217;un Yeni Hayat adlı romanındaki Canan&#8217;ın aşkı, ne de günümüzdeki Yeni Hayat apartmanında oturan Salih ve eşi Nursuna Memecan aşkı&#8230;

Konumuz, toplantıya katılanların kimler olduğu ve nitelikleri&#8230;

Orhan Pamuk,  Yeni Hayat romanına &#8220;Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.&#8221; cümlesi ile başlar. Yeni Hayat apartmanı da, Cumhuriyet tarihinde önemli değişikliklerin nasıl olduğunu göz önüne seren bir toplantıya ev sahipliği yaptı.

Bakalım toplantıya kimler katılmış?..

Ev sahipleri, Salih Memecan (Karikatürist), Nursuna Memecan (AKP milletvekili, yüzücü, bisikletçi, dış ilişkiler uzmanı, ilk uçak fabrikasını kuran Nuri Demirağ&#8217;ın torunu, endüstri mühendisi, AB&#8217;den sorumlu Bakanlık için sırada bekliyor.

Konuklar:

Başbakan recep Tayip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ve küçük kızı Sümeyye (ABD&#8217;de burslu politika araştırmaları eğitimi alan, gelecekteki AB ile ilişkiler bakanımız.)

Radikal Gazetesi yazarı Nur Çintay ve eşi Emre Aköz. (Resmi nikahlılar ama demokrat bir aile her birey kendi soyadını kullanıyor.)

Nafiz Can Paker (Makine Mühendisi, TESEV ve TÜSİAD, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı gibi, Robert Kolej Mütevelli Heyeti üyesi, Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi, ENKA Okulları Danışma Kurulu üyesi, George Soros tarafından kurulan Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Danışma Kurulu üyesi, gazeteci Mehmet Barlas&#8217;ın eniştesi) ve eşi Mihriban Paker.

Ömer Çelik (AKP milletvekili, Başbakan&#8217;ın siyasi danışmanı, Yenişafak ve Star gazetesi köşe yazarı, motosiklet tutkunu, uzun favorili, İslamcı ve bekar.)

Star Gazetesi&#8217;nden Prof. Dr. Eser Karakaş (Bahçeşehir Üniversitesi rektör yardımcısı, akademisyen, ultra liberal, tartışma programlarında kendi görüşlerine alternatif getirilince has..r lan diyen önemli bir düşünce adamı) ve eşi Prof. Dr. Işıl Karakaş (Galatasaray ve Bahçeşehir Üniversitelerindei öğretim üyesi, Türkiye&#8217;denh AİHM&#8217;ye seçilen ilk kadın yargıç.)

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan (Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü, eski istihbaratçı Mahir Kaynak&#8217;ın kızı, fikirleri kadar güzelliği ile de konuşulan bir akademisyen.)(Bu kadar insanın arasına nasıl karışmış, anlamadım.)

Prof. Dr. Tosun Terzioğlu (Sabancı Üniversitesi Rektörü, matematikçi, Türkiye Bilimler Akademisi, Türk Matematik Derneği, TESEV, Türkiye Bilişim Vakfı, Tarih Vakfı, Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Vakfı, BITAV ve Türkiye Zeka Vakfı üyesi) ve eşi Nuran Terzioğlu (Sanat galerisi sahibi, sanatçı)

Cem Kozlu (Coca-Cola&#8217;nın Orta Avrupa, Avrasya ve Ortadoğu Grup Başkanı, diğer sıfatlarını saymaya sayfa yetmez. Kısaca üstün insan.)

Ali Koç (Türkiye&#8217;nin neredeyse yarısına sahip Koç Holdingin veliahtlarından, Rahmi Koç&#8217;un oğlu, beni ilgilendiren tek özelliği kısmetse önümüzdeki yıllarda Aziz Yıldırım Fenerbahçe Başkanlığını bırakırsa Fenerbahçe Başkanı olacak kişi, zengin, yakışıklı ve evli.) ve eşi Nevbahar Koç (Ev sahibesi Nursuna Memecan ile dedeleri kardeş, eski Türkiye Güzellik Kraliçesi Afet Tuğbay&#8217; ile film yapımcısı Turgut Demirağ&#8217;ın kızı)

Mustafa Taviloğlu (MUDO mağazalarının sahibi, Hıncal Uluç&#8217;un yakın arkadaşı) ve eşi Lüset (İsmini Türkçe sözlükten aramayın, İbranice sözlükten bulabilirsiniz)

Füsun-Faruk Eczacıbaşı (Eczacıbaşı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Türkiye Bilişim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı, Casio saatle gezecek kadar mütevazi-Bende aynısından kullanıyorum) ve eşi Füsun Eczacıbaşı (Çevreci, boş vakitlerinde hayır hasenat işleri ile uğraşır, sanatsever.)

Prof.Dr. Nur Vergin (Türkiye&#8217;nin önde gelen sosyologlarından, Atatürk&#8217;ün yakın arkadaşı Nuri Conker&#8217;in torunu.)

Davetliler tamamen Türkiye&#8217;nin en elit ve krema tabakası. Hem maddi, hem de manevi yönden çok güçlüler. Tamamı &#8220;Beyaz Türk&#8221; ve 2nci Cumhuriyetçi, tamamı liberal. Derin akrabalık ve iş ilişkilerine girdiğiniz zaman işin içinden çıkamazsınız. Soner Yalçın &#8220;Efendi&#8221; kitabında bu manzaranın başlangıcını çok iyi yazmış&#8230;

Şimdi bazıları ee, ne var bunda? Başbakan yeri geldiğinde gecekonduları da ziyaret edip, iftar bile yapıyor, diyebilir. Ben de bir şey demiyorum. Zaten normal karşıladığım için misafirlerin künyelerini yazdım.

Merak ettiğim, kendini zenci Türk kategorisine koyan Başbakanın &#8220;Beyaz Türkler&#8221; arasında ne konuştuğuydu? O&#8217;nu da gazeteler yazdı.

Kürt Sorunu konuşulmuş&#8230;

Demek ki, Kürt Sorunuyla ilgili yakın bir zamanda önemli çıkışlar yaşanacak.

Şimdi, medyada köşe başlarını tutmuş olan 2nci Cumhuriyetçiler ve Sorosçular, bir iki aya kalmaz bu işin propagandasını yapmaya başlarlar. Daha doğrusu Kuvvay-ı Milliyecilere karşı psikolojik taarruza başlarlar. Acele etmeyin, görürsünüz&#8230;

Bir anda aklıma geldi.

Yahu, bu Yeni Hayat apartmanındaki yemeğe katılan misafirlerin tamamına yakını 2006 yılında patlak veren &#8220;Andıç&#8221; skandalında ismi geçenler değil miydi? Hani Genelkurmay karargahından çalınan ve basında günlerce tartışılan Soros&#8217;un Türkiye&#8217;deki bağlantılarını ortaya koyan andıç&#8230; Hatırladınız mı?

Bu Soros, Türkiye&#8217;nin doğu ve güneydoğusunda Kürtlere özerklik verilmesi lazım diyen bildiğimiz Soros&#8230;  

Tam yazıyı bitirirken aniden aklıma geldi de&#8230;

 

*Sedat ONAR*
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="left"><font color="Silver">İlk önce bir bayan yazarın gazetedeki köşesinde yazdığı yazıdan kısa bir alıntı:<br />
<br />
&#8220;Yemekte mönü seçimi de hayli ilginç mesajlar içeriyordu. Narlı buğday salatası Anadolu&#8217;lu Enginar ve iç bakla gibi 7-8 çeşit zeytinyağlı Akdeniz&#8217;liydi. Taze badem ve cevizli kereviz salatası gibi İstanbul&#8217;un ehli keyif masalarının müdavimleri masada yer bulmuştu. Baş konuk Karadenizli olunca ana yemek palamut şiş olarak seçildi. Ancak sunulan suşi yemekteki yerel-küresel dengesini kurdu. Aynı denge tatlılarda da gösterilmişti. Panna Cotta ile Osmanlı saray mutfağının ürünü Nar peltesi aynı sofrada buluştu.&#8221;<br />
<br />
Ne edebiyat parçalamış ama&#8230;<br />
<br />
Sanki mönü açıklaması değil de, stratejik analiz&#8230;<br />
<br />
Şiirsel bir anlatım. İnsan daha yemeden anlatılanla doyacak gibi oluyor.<br />
<br />
Bahsedilen mönü, Başbakanımızın da katıldığı AKP milletvekili Nursuna Memecan&#8217;ın İstanbul Sıraselviler&#8217;deki Yeni Hayat Apartmanı&#8217;ndaki evinde verdiği üst düzey İkinci Cumhuriyetçi, Soroscu ve liberallerin de konuk olduğu akşam yemeğine ait mönü.<br />
<br />
Ben hayatımda ilk defa işittiğim narlı buğday salatası veya badem ve cevizli kereviz salatası gibi asortik yemek çeşitlerinin yanında şu &#8220;Panna Cotta&#8221;yı merak ettim. Demek ki, bu kadar üst düzey Soroscu sosyetiğin katıldığı yemekteki mönüde Panna Cotta tatlısı olmazsa olmazları arasında. Ben hayatında ilk defa duyuyorum Panna Cotta&#8217;yı. Ben Panna Cotta yemeden bu yaşa geldimse demek ki hayatımda büyük bir eksiklik olmamış. Ama sosyetenin öyle değil, üst düzey bir davet vereceksen, kaymaklı ekmek kadayıfı veremezsin, şanına yakışmaz, illa ki Panna Cotta olacak&#8230;<br />
<br />
Merak ettim, araştırdım. İnternette yaptığım araştırmada bir de ne göreyim. Bu sosyetik İtalyan tatlısının yapımında konyak ve likör de kullanılıyormuş. Koskoca Türk basınının atladığı konuya bak. Adamlar Başbakana çaktırmadan alkol aldırmışlar, ama basında bunu anlayan yok&#8230; ABD Başkanıyla yedikleri yemekte bin bir dikkat göstererek konuklarla su dolu kadeh tokuşturan Başbakan&#8217;a &#8220;beyaz&#8221; Türk sosyetesi konyaklı, likörlü &#8220;Panna Cotta&#8221; tatlısı yedirmiş. Pes vallahi. İlerde bunu Başbakanın aleyhine delil olarak kullanırlarsa şaşırmam&#8230;<br />
<br />
Asıl konumuz tabii bu değil. Medya da günlerdir süren Yeni Hayat apartmanında neler konuşulduğu da değil&#8230;<br />
<br />
Veya&#8230;<br />
<br />
Ne Dante&#8217;nin Yeni Hayat adlı kitabındaki Beatrice&#8217;in aşkı, ne Orhan Pamuk&#8217;un Yeni Hayat adlı romanındaki Canan&#8217;ın aşkı, ne de günümüzdeki Yeni Hayat apartmanında oturan Salih ve eşi Nursuna Memecan aşkı&#8230;<br />
<br />
Konumuz, toplantıya katılanların kimler olduğu ve nitelikleri&#8230;<br />
<br />
Orhan Pamuk,  Yeni Hayat romanına &#8220;Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.&#8221; cümlesi ile başlar. Yeni Hayat apartmanı da, Cumhuriyet tarihinde önemli değişikliklerin nasıl olduğunu göz önüne seren bir toplantıya ev sahipliği yaptı.<br />
<br />
Bakalım toplantıya kimler katılmış?..<br />
<br />
Ev sahipleri, Salih Memecan (Karikatürist), Nursuna Memecan (AKP milletvekili, yüzücü, bisikletçi, dış ilişkiler uzmanı, ilk uçak fabrikasını kuran Nuri Demirağ&#8217;ın torunu, endüstri mühendisi, AB&#8217;den sorumlu Bakanlık için sırada bekliyor.<br />
<br />
Konuklar:<br />
<br />
Başbakan recep Tayip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ve küçük kızı Sümeyye (ABD&#8217;de burslu politika araştırmaları eğitimi alan, gelecekteki AB ile ilişkiler bakanımız.)<br />
<br />
Radikal Gazetesi yazarı Nur Çintay ve eşi Emre Aköz. (Resmi nikahlılar ama demokrat bir aile her birey kendi soyadını kullanıyor.)<br />
<br />
Nafiz Can Paker (Makine Mühendisi, TESEV ve TÜSİAD, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı gibi, Robert Kolej Mütevelli Heyeti üyesi, Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi, ENKA Okulları Danışma Kurulu üyesi, George Soros tarafından kurulan Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Danışma Kurulu üyesi, gazeteci Mehmet Barlas&#8217;ın eniştesi) ve eşi Mihriban Paker.<br />
<br />
Ömer Çelik (AKP milletvekili, Başbakan&#8217;ın siyasi danışmanı, Yenişafak ve Star gazetesi köşe yazarı, motosiklet tutkunu, uzun favorili, İslamcı ve bekar.)<br />
<br />
Star Gazetesi&#8217;nden Prof. Dr. Eser Karakaş (Bahçeşehir Üniversitesi rektör yardımcısı, akademisyen, ultra liberal, tartışma programlarında kendi görüşlerine alternatif getirilince has..r lan diyen önemli bir düşünce adamı) ve eşi Prof. Dr. Işıl Karakaş (Galatasaray ve Bahçeşehir Üniversitelerindei öğretim üyesi, Türkiye&#8217;denh AİHM&#8217;ye seçilen ilk kadın yargıç.)<br />
<br />
Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan (Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü, eski istihbaratçı Mahir Kaynak&#8217;ın kızı, fikirleri kadar güzelliği ile de konuşulan bir akademisyen.)(Bu kadar insanın arasına nasıl karışmış, anlamadım.)<br />
<br />
Prof. Dr. Tosun Terzioğlu (Sabancı Üniversitesi Rektörü, matematikçi, Türkiye Bilimler Akademisi, Türk Matematik Derneği, TESEV, Türkiye Bilişim Vakfı, Tarih Vakfı, Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Vakfı, BITAV ve Türkiye Zeka Vakfı üyesi) ve eşi Nuran Terzioğlu (Sanat galerisi sahibi, sanatçı)<br />
<br />
Cem Kozlu (Coca-Cola&#8217;nın Orta Avrupa, Avrasya ve Ortadoğu Grup Başkanı, diğer sıfatlarını saymaya sayfa yetmez. Kısaca üstün insan.)<br />
<br />
Ali Koç (Türkiye&#8217;nin neredeyse yarısına sahip Koç Holdingin veliahtlarından, Rahmi Koç&#8217;un oğlu, beni ilgilendiren tek özelliği kısmetse önümüzdeki yıllarda Aziz Yıldırım Fenerbahçe Başkanlığını bırakırsa Fenerbahçe Başkanı olacak kişi, zengin, yakışıklı ve evli.) ve eşi Nevbahar Koç (Ev sahibesi Nursuna Memecan ile dedeleri kardeş, eski Türkiye Güzellik Kraliçesi Afet Tuğbay&#8217; ile film yapımcısı Turgut Demirağ&#8217;ın kızı)<br />
<br />
Mustafa Taviloğlu (MUDO mağazalarının sahibi, Hıncal Uluç&#8217;un yakın arkadaşı) ve eşi Lüset (İsmini Türkçe sözlükten aramayın, İbranice sözlükten bulabilirsiniz)<br />
<br />
Füsun-Faruk Eczacıbaşı (Eczacıbaşı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Türkiye Bilişim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı, Casio saatle gezecek kadar mütevazi-Bende aynısından kullanıyorum) ve eşi Füsun Eczacıbaşı (Çevreci, boş vakitlerinde hayır hasenat işleri ile uğraşır, sanatsever.)<br />
<br />
Prof.Dr. Nur Vergin (Türkiye&#8217;nin önde gelen sosyologlarından, Atatürk&#8217;ün yakın arkadaşı Nuri Conker&#8217;in torunu.)<br />
<br />
Davetliler tamamen Türkiye&#8217;nin en elit ve krema tabakası. Hem maddi, hem de manevi yönden çok güçlüler. Tamamı &#8220;Beyaz Türk&#8221; ve 2nci Cumhuriyetçi, tamamı liberal. Derin akrabalık ve iş ilişkilerine girdiğiniz zaman işin içinden çıkamazsınız. Soner Yalçın &#8220;Efendi&#8221; kitabında bu manzaranın başlangıcını çok iyi yazmış&#8230;<br />
<br />
Şimdi bazıları ee, ne var bunda? Başbakan yeri geldiğinde gecekonduları da ziyaret edip, iftar bile yapıyor, diyebilir. Ben de bir şey demiyorum. Zaten normal karşıladığım için misafirlerin künyelerini yazdım.<br />
<br />
Merak ettiğim, kendini zenci Türk kategorisine koyan Başbakanın &#8220;Beyaz Türkler&#8221; arasında ne konuştuğuydu? O&#8217;nu da gazeteler yazdı.<br />
<br />
Kürt Sorunu konuşulmuş&#8230;<br />
<br />
Demek ki, Kürt Sorunuyla ilgili yakın bir zamanda önemli çıkışlar yaşanacak.<br />
<br />
Şimdi, medyada köşe başlarını tutmuş olan 2nci Cumhuriyetçiler ve Sorosçular, bir iki aya kalmaz bu işin propagandasını yapmaya başlarlar. Daha doğrusu Kuvvay-ı Milliyecilere karşı psikolojik taarruza başlarlar. Acele etmeyin, görürsünüz&#8230;<br />
<br />
Bir anda aklıma geldi.<br />
<br />
Yahu, bu Yeni Hayat apartmanındaki yemeğe katılan misafirlerin tamamına yakını 2006 yılında patlak veren &#8220;Andıç&#8221; skandalında ismi geçenler değil miydi? Hani Genelkurmay karargahından çalınan ve basında günlerce tartışılan Soros&#8217;un Türkiye&#8217;deki bağlantılarını ortaya koyan andıç&#8230; Hatırladınız mı?<br />
<br />
Bu Soros, Türkiye&#8217;nin doğu ve güneydoğusunda Kürtlere özerklik verilmesi lazım diyen bildiğimiz Soros&#8230;  <br />
<br />
Tam yazıyı bitirirken aniden aklıma geldi de&#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
<b>Sedat ONAR</b></font></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GeceMavisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/600-yeni-hayat-apartmaninda-aksam-yemegi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Apo&#8217;nun Tecridi Kaldırılırken&#8230;]]></title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/599-apo-nun-tecridi-kaldirilirken.html</link>
			<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 16:03:13 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Apo&#8217;nun Tecridi Kaldırılırken&#8230;

Hala bu adamların ne istediğini bu memlekette anlayan yok&#8230;

Özet olarak, ayrı bir devlet kurmak istiyorlar ve bunu da adım adım gerçekleştirme yolunda ilerliyorlar.

Uygulanan &#8220;Taviz Politikası&#8221;&#8230;

Verdikçe, doymayan, aldıkça daha fazlasını isteyen, kopardıkları ile yetinmeyip bu memleket sevdalılarını hiddetlendiren, şehit ailelerini rencide eden, gazilerin gururunu kıran PKK ve siyasi kolu DTP artık zıvanadan çıkmış durumda&#8230;

Tabii, bizim için zıvanadan çıkmış durumda, yoksa hükümetin pek de umurunda değil. Hükümet bir taşla iki kuş vurma peşinde. Bir yandan mahalli seçimlerde doğu bölgesindeki DTP oylarını yanına çekmek istiyor, diğer yandan da AB&#8217;ne verdiği demokratik açılım gibi ne idüğü belirsiz taahhüdünün arkasında durmak istiyor. Ama bu uğurda mücadele veren milyonlarca insanı da küstürüyor, farkında değil.

DTP ise karşı atakla cevap veriyor.

Adamlar biliyor&#8230; Ne kadar taviz koparmak isterlerse o kadar koparıp, adım adım hedefe yaklaşıyorlar.

Hükümetimiz böyle giderse Apo&#8217;yu muhatap alıp, özerklik görüşmelerine bile başlayacak.

Bir lider yaratıp, yarattığı lidere tapınma Kürtlerin doğasında vardır. Tarih boyunca meydana gelen isyanlar bile isyanların elebaşlarının isimleriyle anılır olmuştur. Bakınız, sağduyulu Kürt kökenli aydınlardan bir tanesinden Apo&#8217;ya muhalefet sesi yükseliyor mu? Bizzat kendisi Apo&#8217;dan zarar görmüş veya PKK terör örgütünün Kürt kökenli insanlara zarar verdiğinin idrakinde olan Kürt kökenli aydınlar bile ortaya çıkıp da &#8220;Apo Kürtleri temsil edemez&#8221; diyemiyor. Aksine onlar bile neredeyse Apo&#8217;yu kanıksamış ve Apo&#8217;nun Kürtleri temsil ettiğine inanıyorlar. Çıkarlarının zarar görmemesi için onlar da Apo&#8217;yu yüceltme ve kutsallaştırma propagandasının peşinden koşuyorlar.

DTP&#8217;nin propaganda savaşı ile lidere tapınma kültürü o kadar geniş bir zemin buldu ki, neredeyse Apo&#8217;yu &#8220;Tanrı&#8221; mertebesine çıkartacaklar. Gerçi Apo&#8217;da çeşitli yazılarında kendisini peygamber statüsünde gördüğünü defalarca yazdı. PKK&#8217;lı Murat Karayılan bile 15 Şubat 1999&#8217;da Apo&#8217;nun yakalanmasından sonra 15 Şubatlarda oruç tutulmasını ve bu özel günde manevi açıdan yoğunlaşarak, Apo&#8217;nun zikredilmesini istedi.

Şu an Türkiye&#8217;de terör adına ne varsa Apo&#8217;ya endeksli olarak yapılıyor.

Apo ölürse, DTP&#8217;nin bile kuruluş amacı kalmayacak, milletvekillerinin bir çoğu toplum içine çıkamayacak. Evlatlarını bu uğurda kaybetmiş aileler bunların yakasına yapışacak.

Ancak buna rağmen ne kadar taviz koparırsak kârdır anlayışıyla Apo&#8217;nun İmralı&#8217;dan kurtulması için her şeyi yapıyorlar. Şimdilik başarılı da oluyorlar.

Bunların birinci adımı, Apo üzerinde uygulanan tecridin kaldırılmasıydı. Tecridin kaldırılmasına yönelik olarak Adalet Bakanı 5-6 mahkumun daha   İmralı&#8217;ya nakledilmesinin düşünüldüğünü söyledi.

Zaten, İmralı Apo için hazırlanırken, PKK&#8217;nın merkez komite üyelerinin de yakalanması halinde konulacak hücreler de inşa edilmişti. Apo&#8217;nun kaldığı hücreye bitişik halihazırda 11 hücre daha var. Demek ki, buraya PKK Merkez Komite üyeleri konmayacak. Apo&#8217;nun yalnızlığını paylaşmak için başka mahkumlar konulacak. Keşke PKK merkez komite üyeleri yakalandıktan sonra hükümetin böyle bir açılımı olsaydı. Böyle bir düzenleme DTP ve PKK bastırdığı için değil, Türk Devleti istediği için yapılsaydı. Yapılamadı.

 Yakında bu da yetmeyecek. Apo&#8217;nun cinsel açlık çektiğinden bahisle hücresine bir kadın da konulursa şaşırmam!..  

DTP&#8217;yi bunlar kesmez&#8230;

Sıradaki kampanya Apo&#8217;nun özgürlüğüne kavuşturulması olacak&#8230;

Zaten yıllardan beri Avrupa kamuoyunu buna hazırlamak için Avrupa Parlamentosu milletvekillerini adam adama markaja almış durumdalar. Avrupa bu konuda fikren hazır. Türk kamuoyu buna rıza gösterirse mesele kalmayacak. Kısmen o da hazır.

Benim aklımın almadığı, böyle önemli bir meseleye sadece şehit aileleri ile gazilerin oluşturduğu dernekler tepki gösteriyor. Sanki bu memlekette siyasi partiler ve bu mücadelenin tarafı Genelkurmay yok!. Hani CHP, MHP nerede? Genelkurmay başkanlığının görüşü anti demokratik bulunur diye mi açıklanmıyor?

Demek ki DTP&#8217;liler bu psikolojik harekatı başarıyla yapılmış. Üç gün sonra şehit aileleri ve gazilerin de seslerini duymayız.

Ne yapalım, düne kadar Türkiye Cumhuriyetinin illerinde Vali&#8217;nin, Garnizon Komutanı&#8217;nın, Emniyet Müdürü&#8217;nün gözünün içine baka baka devlete küfredilmesine, şehitlerimize lanet okunmasına, gazilerimize hakaret edilmesine izin verip, bunu Avrupa siyasal kriteri diye yutturursan bunlar da başımıza gelir. Kimse gocunmasın&#8230;

Daha dün DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna dağda öldürülen teröriste Batman&#8217;ın göbeğinde şehidimiz diye sahip çıkar, kimse de sesini çıkarmaz ise bunun nedeni tavizin tavizi doğurmasıdır.

Adamlara helal olsun demekten başka bir şey diyemiyorum!

İlk taviz tecridin kaldırılması, ikinci aşama Apo&#8217;nun serbest bırakılması, üçüncü aşama Apo&#8217;nun Özerk Bölge Başkanı olarak kabul edilmesi, son aşama da Bağımsız bir Devlet Başkanı olarak Çankaya köşkünde ağırlanması&#8230;

Sizce hayal mi?

*Sedat ONAR*
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="left">Apo&#8217;nun Tecridi Kaldırılırken&#8230;<br />
<br />
Hala bu adamların ne istediğini bu memlekette anlayan yok&#8230;<br />
<br />
Özet olarak, ayrı bir devlet kurmak istiyorlar ve bunu da adım adım gerçekleştirme yolunda ilerliyorlar.<br />
<br />
Uygulanan &#8220;Taviz Politikası&#8221;&#8230;<br />
<br />
Verdikçe, doymayan, aldıkça daha fazlasını isteyen, kopardıkları ile yetinmeyip bu memleket sevdalılarını hiddetlendiren, şehit ailelerini rencide eden, gazilerin gururunu kıran PKK ve siyasi kolu DTP artık zıvanadan çıkmış durumda&#8230;<br />
<br />
Tabii, bizim için zıvanadan çıkmış durumda, yoksa hükümetin pek de umurunda değil. Hükümet bir taşla iki kuş vurma peşinde. Bir yandan mahalli seçimlerde doğu bölgesindeki DTP oylarını yanına çekmek istiyor, diğer yandan da AB&#8217;ne verdiği demokratik açılım gibi ne idüğü belirsiz taahhüdünün arkasında durmak istiyor. Ama bu uğurda mücadele veren milyonlarca insanı da küstürüyor, farkında değil.<br />
<br />
DTP ise karşı atakla cevap veriyor.<br />
<br />
Adamlar biliyor&#8230; Ne kadar taviz koparmak isterlerse o kadar koparıp, adım adım hedefe yaklaşıyorlar.<br />
<br />
Hükümetimiz böyle giderse Apo&#8217;yu muhatap alıp, özerklik görüşmelerine bile başlayacak.<br />
<br />
Bir lider yaratıp, yarattığı lidere tapınma Kürtlerin doğasında vardır. Tarih boyunca meydana gelen isyanlar bile isyanların elebaşlarının isimleriyle anılır olmuştur. Bakınız, sağduyulu Kürt kökenli aydınlardan bir tanesinden Apo&#8217;ya muhalefet sesi yükseliyor mu? Bizzat kendisi Apo&#8217;dan zarar görmüş veya PKK terör örgütünün Kürt kökenli insanlara zarar verdiğinin idrakinde olan Kürt kökenli aydınlar bile ortaya çıkıp da &#8220;Apo Kürtleri temsil edemez&#8221; diyemiyor. Aksine onlar bile neredeyse Apo&#8217;yu kanıksamış ve Apo&#8217;nun Kürtleri temsil ettiğine inanıyorlar. Çıkarlarının zarar görmemesi için onlar da Apo&#8217;yu yüceltme ve kutsallaştırma propagandasının peşinden koşuyorlar.<br />
<br />
DTP&#8217;nin propaganda savaşı ile lidere tapınma kültürü o kadar geniş bir zemin buldu ki, neredeyse Apo&#8217;yu &#8220;Tanrı&#8221; mertebesine çıkartacaklar. Gerçi Apo&#8217;da çeşitli yazılarında kendisini peygamber statüsünde gördüğünü defalarca yazdı. PKK&#8217;lı Murat Karayılan bile 15 Şubat 1999&#8217;da Apo&#8217;nun yakalanmasından sonra 15 Şubatlarda oruç tutulmasını ve bu özel günde manevi açıdan yoğunlaşarak, Apo&#8217;nun zikredilmesini istedi.<br />
<br />
Şu an Türkiye&#8217;de terör adına ne varsa Apo&#8217;ya endeksli olarak yapılıyor.<br />
<br />
Apo ölürse, DTP&#8217;nin bile kuruluş amacı kalmayacak, milletvekillerinin bir çoğu toplum içine çıkamayacak. Evlatlarını bu uğurda kaybetmiş aileler bunların yakasına yapışacak.<br />
<br />
Ancak buna rağmen ne kadar taviz koparırsak kârdır anlayışıyla Apo&#8217;nun İmralı&#8217;dan kurtulması için her şeyi yapıyorlar. Şimdilik başarılı da oluyorlar.<br />
<br />
Bunların birinci adımı, Apo üzerinde uygulanan tecridin kaldırılmasıydı. Tecridin kaldırılmasına yönelik olarak Adalet Bakanı 5-6 mahkumun daha   İmralı&#8217;ya nakledilmesinin düşünüldüğünü söyledi.<br />
<br />
Zaten, İmralı Apo için hazırlanırken, PKK&#8217;nın merkez komite üyelerinin de yakalanması halinde konulacak hücreler de inşa edilmişti. Apo&#8217;nun kaldığı hücreye bitişik halihazırda 11 hücre daha var. Demek ki, buraya PKK Merkez Komite üyeleri konmayacak. Apo&#8217;nun yalnızlığını paylaşmak için başka mahkumlar konulacak. Keşke PKK merkez komite üyeleri yakalandıktan sonra hükümetin böyle bir açılımı olsaydı. Böyle bir düzenleme DTP ve PKK bastırdığı için değil, Türk Devleti istediği için yapılsaydı. Yapılamadı.<br />
<br />
 Yakında bu da yetmeyecek. Apo&#8217;nun cinsel açlık çektiğinden bahisle hücresine bir kadın da konulursa şaşırmam!..  <br />
<br />
DTP&#8217;yi bunlar kesmez&#8230;<br />
<br />
Sıradaki kampanya Apo&#8217;nun özgürlüğüne kavuşturulması olacak&#8230;<br />
<br />
Zaten yıllardan beri Avrupa kamuoyunu buna hazırlamak için Avrupa Parlamentosu milletvekillerini adam adama markaja almış durumdalar. Avrupa bu konuda fikren hazır. Türk kamuoyu buna rıza gösterirse mesele kalmayacak. Kısmen o da hazır.<br />
<br />
Benim aklımın almadığı, böyle önemli bir meseleye sadece şehit aileleri ile gazilerin oluşturduğu dernekler tepki gösteriyor. Sanki bu memlekette siyasi partiler ve bu mücadelenin tarafı Genelkurmay yok!. Hani CHP, MHP nerede? Genelkurmay başkanlığının görüşü anti demokratik bulunur diye mi açıklanmıyor?<br />
<br />
Demek ki DTP&#8217;liler bu psikolojik harekatı başarıyla yapılmış. Üç gün sonra şehit aileleri ve gazilerin de seslerini duymayız.<br />
<br />
Ne yapalım, düne kadar Türkiye Cumhuriyetinin illerinde Vali&#8217;nin, Garnizon Komutanı&#8217;nın, Emniyet Müdürü&#8217;nün gözünün içine baka baka devlete küfredilmesine, şehitlerimize lanet okunmasına, gazilerimize hakaret edilmesine izin verip, bunu Avrupa siyasal kriteri diye yutturursan bunlar da başımıza gelir. Kimse gocunmasın&#8230;<br />
<br />
Daha dün DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna dağda öldürülen teröriste Batman&#8217;ın göbeğinde şehidimiz diye sahip çıkar, kimse de sesini çıkarmaz ise bunun nedeni tavizin tavizi doğurmasıdır.<br />
<br />
Adamlara helal olsun demekten başka bir şey diyemiyorum!<br />
<br />
İlk taviz tecridin kaldırılması, ikinci aşama Apo&#8217;nun serbest bırakılması, üçüncü aşama Apo&#8217;nun Özerk Bölge Başkanı olarak kabul edilmesi, son aşama da Bağımsız bir Devlet Başkanı olarak Çankaya köşkünde ağırlanması&#8230;<br />
<br />
Sizce hayal mi?<br />
<br />
<b><font color="Silver">Sedat ONAR</font></b></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GeceMavisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/599-apo-nun-tecridi-kaldirilirken.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Körler ve Sağırlar Birbirini Ağırlar</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/598-korler-ve-sagirlar-birbirini-agirlar.html</link>
			<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 15:58:49 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Körler ve Sağırlar Birbirini Ağırlar



Türk Ordusuna karşı bu ilk defa olmuyor. Yalnızca mecliste grubu bulunan muhalefet partilerinin el birliği ile iktidar yerine Silahlı Kuvvetleri muhatap alarak muhalefet yapması ilk defa oluyor&#8230;

Daha önceden de biliyorduk ki; Türkiye&#8217;de Cumhuriyet rejimine, demokratik parlamenter sisteme, daha da önemlisi Anadolu yarımadası üzerine sıkışıp kalmış bu ülke insanına karşı yıkıcısı, bölücüsü, şeriatçısı, haini, işbirlikçisi kısacası Kuvay-ı Zilliye takımı her zaman saldırmak için bir bahane bulurdu. Her zaman da karşılarında Silahlı Kuvvetlerimizi bulur, yıpratmak için gösterdikleri çabalar milletimizin nazarında bir anda yerle bir olurdu. Bunlar nihayetinde cürmü kadar yer yakarlar, daha öteye geçemezlerdi.

Ama bu sefer durum değişik&#8230; Türk siyasi hayatında önemli bir yeri olan CHP ve MHP gibi iki önemli siyasi parti Genelkurmay Başkanlığınca 4 Mart tarihinde yapılan Basın açıklamasına istinaden bir anda ortalığı gerdi.

Şimdi Genelkurmay Başkanlığı ne üzerine bu açıklamayı yapmıştı? Tam bizim kara harekatının &#8220;Zap etabının&#8221; bittiği gün ülkemizi ziyaret eden ABD Savunma Bakanının &#8220;Harekat kısa sürmelidir&#8221; beyanatı geri çekilme ile çakışınca siyasi partiler böyle bir geri çekilmenin onurumuzu zedelediğini bildirip, durumu protesto etmişlerdi.

Oysa, en azından DTP dışındaki siyasi parti liderlerine Genelkurmay Başkanlığınca harekat başladıktan sonra kısa bir bilgilendirme yapılsaydı; siyasi parti liderleri de geri çekilmenin, harekatın bu safhası için bittiğini anlayıp, ABD&#8217;nin etkisi ile yapılmadığını anlayacaklardı. O zaman daha farklı bir üslup kullanarak meseleyi sadece siyasi yönden ele alacaklar ve AKP hükümetini muhatap alıp, beyanatlarını buna göre vereceklerdi. Ancak kara harekatının bittiği gün siyasi parti liderleri geri çekilmenin ABD baskısıyla olduğunu peşinen kabul edip, Ordu&#8217;yu da ABD baskısına boyun eden muhatap olarak görmelerinden dolayı ipler birinci dakikada koptu. Ardından da bu kadar büyük bir başarıyı gölgeletmek istemeyen Silahlı Kuvvetler harekatın bu şekilde planlanmış olduğunu, ABD baskısıyla bir geri çekilme yaşanmadığını söylemek zorunda hissetti. Halbuki Başbakan yapılan eleştiriye kendi muhatap olup, gerekli cevabı verseydi, bu patırtı olmayacaktı. Ne yazık ki siyasi partilerin yaptığı açıklamaların satır aralarında ABD baskısının yanında sanki Silahlı Kuvvetlerimizin başarısız olduğunu ima eden cümleler bulunuyordu.

Yani Genelkurmay Başkanı buna cevap vermese miydi? Yok uluslararası teamüllerde bir Genelkurmay Başkanı siyasi partileri hedef alarak böyle açıklama yapamazmış. Genelkurmay Başkanımız söylediklerinde haksız mı? Diyor ki bu tip saldırılar Türk Silahlı Kuvvetlerinin mücadele azmine hainlerden daha fazla zarar vermektedir. Bunun diplomatik lisanda söylenişi nasıl olmalıdır? Ha, biraz daha yumuşak bir üslup kullanılabilirdi. O, ayrı. Keşke böyle olmasaydı&#8230;

Aslında her iki siyasi partinin görüşü de Silahlı Kuvvetlerin görüşünden farklı değil: Kuzey ırak&#8217;taki PKK varlığı bitirilene kadar operasyona devam edilmelidir. Ama bir bardak suda kopan fırtınaya bakın&#8230; Herkes aynı sözü söylüyor, kimse birbirini anlamıyor. Adeta körler ve sağırlar diyaloğu&#8230;

ABD&#8217;den izin alınarak Irak&#8217;a girerken, anlık istihbarat alacağız diye ABD&#8217;ye yanaşırken bu kadar gürültü çıkmamıştı.

Bakın PKK ve onun meclisteki uzantısı DTP&#8217;ye. Adamlar bu kadar büyük bir darbe yemelerine rağmen bizim kısır çekişmelerimiz nedeniyle düğün bayram yapıyor; fırsattan istifade hakaret etmedikleri ne Silahlı Kuvvetlerimiz, ne Meclisimiz kalıyor. Yandaşları ile hiçbir ülkede yapılamayacak tarzda haince eylemler yapıyor, buna doğru dürüst hiç bir siyasi partiden laf yok. Legal görünümdeki basın organlarında şehit olan askerimize dahi laf söyleniyor, küfür ediliyor, eli kanlı bebek katilleri övülerek göklere çıkarılıyor, biz hala biz hala kısır çekişmelerle uğraşıyoruz.

Hani rahmetli Attila İlhan&#8217;ın: &#8220;Türkiye&#8217;de %10&#8217;luk hain kontenjanı vardır ve bu kontenjan mütareke basını tarafından doldurulmuştur.&#8221; sözünde bahsettiği oran gerçekte daha mı yüksek ve sadece basını kapsamıyor mu?

Bakın biz tırı vırı işlerle uğraşırken, PKK, DTP ve yandaşları 8 Mart günü ortalığı ateşe vermek için hazırlık yapıyor, Barzani parlamentosundan &#8220;Bamerni, Batufa, Kanimasi ve Dilmentepe&#8217;de 1995 yılından beri bulunan Türk Askeri Üslerini&#8221; kapatma kararı bile aldı.

Yoksa, körler sağırlar birbirini ağırlarken, atı alan Üsküdar&#8217;ı geçmesin?.


*Sedat Onar*
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="left"><font color="Silver">Körler ve Sağırlar Birbirini Ağırlar<br />
<br />
<br />
<br />
Türk Ordusuna karşı bu ilk defa olmuyor. Yalnızca mecliste grubu bulunan muhalefet partilerinin el birliği ile iktidar yerine Silahlı Kuvvetleri muhatap alarak muhalefet yapması ilk defa oluyor&#8230;<br />
<br />
Daha önceden de biliyorduk ki; Türkiye&#8217;de Cumhuriyet rejimine, demokratik parlamenter sisteme, daha da önemlisi Anadolu yarımadası üzerine sıkışıp kalmış bu ülke insanına karşı yıkıcısı, bölücüsü, şeriatçısı, haini, işbirlikçisi kısacası Kuvay-ı Zilliye takımı her zaman saldırmak için bir bahane bulurdu. Her zaman da karşılarında Silahlı Kuvvetlerimizi bulur, yıpratmak için gösterdikleri çabalar milletimizin nazarında bir anda yerle bir olurdu. Bunlar nihayetinde cürmü kadar yer yakarlar, daha öteye geçemezlerdi.<br />
<br />
Ama bu sefer durum değişik&#8230; Türk siyasi hayatında önemli bir yeri olan CHP ve MHP gibi iki önemli siyasi parti Genelkurmay Başkanlığınca 4 Mart tarihinde yapılan Basın açıklamasına istinaden bir anda ortalığı gerdi.<br />
<br />
Şimdi Genelkurmay Başkanlığı ne üzerine bu açıklamayı yapmıştı? Tam bizim kara harekatının &#8220;Zap etabının&#8221; bittiği gün ülkemizi ziyaret eden ABD Savunma Bakanının &#8220;Harekat kısa sürmelidir&#8221; beyanatı geri çekilme ile çakışınca siyasi partiler böyle bir geri çekilmenin onurumuzu zedelediğini bildirip, durumu protesto etmişlerdi.<br />
<br />
Oysa, en azından DTP dışındaki siyasi parti liderlerine Genelkurmay Başkanlığınca harekat başladıktan sonra kısa bir bilgilendirme yapılsaydı; siyasi parti liderleri de geri çekilmenin, harekatın bu safhası için bittiğini anlayıp, ABD&#8217;nin etkisi ile yapılmadığını anlayacaklardı. O zaman daha farklı bir üslup kullanarak meseleyi sadece siyasi yönden ele alacaklar ve AKP hükümetini muhatap alıp, beyanatlarını buna göre vereceklerdi. Ancak kara harekatının bittiği gün siyasi parti liderleri geri çekilmenin ABD baskısıyla olduğunu peşinen kabul edip, Ordu&#8217;yu da ABD baskısına boyun eden muhatap olarak görmelerinden dolayı ipler birinci dakikada koptu. Ardından da bu kadar büyük bir başarıyı gölgeletmek istemeyen Silahlı Kuvvetler harekatın bu şekilde planlanmış olduğunu, ABD baskısıyla bir geri çekilme yaşanmadığını söylemek zorunda hissetti. Halbuki Başbakan yapılan eleştiriye kendi muhatap olup, gerekli cevabı verseydi, bu patırtı olmayacaktı. Ne yazık ki siyasi partilerin yaptığı açıklamaların satır aralarında ABD baskısının yanında sanki Silahlı Kuvvetlerimizin başarısız olduğunu ima eden cümleler bulunuyordu.<br />
<br />
Yani Genelkurmay Başkanı buna cevap vermese miydi? Yok uluslararası teamüllerde bir Genelkurmay Başkanı siyasi partileri hedef alarak böyle açıklama yapamazmış. Genelkurmay Başkanımız söylediklerinde haksız mı? Diyor ki bu tip saldırılar Türk Silahlı Kuvvetlerinin mücadele azmine hainlerden daha fazla zarar vermektedir. Bunun diplomatik lisanda söylenişi nasıl olmalıdır? Ha, biraz daha yumuşak bir üslup kullanılabilirdi. O, ayrı. Keşke böyle olmasaydı&#8230;<br />
<br />
Aslında her iki siyasi partinin görüşü de Silahlı Kuvvetlerin görüşünden farklı değil: Kuzey ırak&#8217;taki PKK varlığı bitirilene kadar operasyona devam edilmelidir. Ama bir bardak suda kopan fırtınaya bakın&#8230; Herkes aynı sözü söylüyor, kimse birbirini anlamıyor. Adeta körler ve sağırlar diyaloğu&#8230;<br />
<br />
ABD&#8217;den izin alınarak Irak&#8217;a girerken, anlık istihbarat alacağız diye ABD&#8217;ye yanaşırken bu kadar gürültü çıkmamıştı.<br />
<br />
Bakın PKK ve onun meclisteki uzantısı DTP&#8217;ye. Adamlar bu kadar büyük bir darbe yemelerine rağmen bizim kısır çekişmelerimiz nedeniyle düğün bayram yapıyor; fırsattan istifade hakaret etmedikleri ne Silahlı Kuvvetlerimiz, ne Meclisimiz kalıyor. Yandaşları ile hiçbir ülkede yapılamayacak tarzda haince eylemler yapıyor, buna doğru dürüst hiç bir siyasi partiden laf yok. Legal görünümdeki basın organlarında şehit olan askerimize dahi laf söyleniyor, küfür ediliyor, eli kanlı bebek katilleri övülerek göklere çıkarılıyor, biz hala biz hala kısır çekişmelerle uğraşıyoruz.<br />
<br />
Hani rahmetli Attila İlhan&#8217;ın: &#8220;Türkiye&#8217;de %10&#8217;luk hain kontenjanı vardır ve bu kontenjan mütareke basını tarafından doldurulmuştur.&#8221; sözünde bahsettiği oran gerçekte daha mı yüksek ve sadece basını kapsamıyor mu?<br />
<br />
Bakın biz tırı vırı işlerle uğraşırken, PKK, DTP ve yandaşları 8 Mart günü ortalığı ateşe vermek için hazırlık yapıyor, Barzani parlamentosundan &#8220;Bamerni, Batufa, Kanimasi ve Dilmentepe&#8217;de 1995 yılından beri bulunan Türk Askeri Üslerini&#8221; kapatma kararı bile aldı.<br />
<br />
Yoksa, körler sağırlar birbirini ağırlarken, atı alan Üsküdar&#8217;ı geçmesin?.<br />
<br />
<br />
<b>Sedat Onar</b></font></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GeceMavisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/598-korler-ve-sagirlar-birbirini-agirlar.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gerçek Demokrasi&#8230; Ama Ne Zaman?]]></title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/597-gercek-demokrasi-ama-ne-zaman.html</link>
			<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 15:57:34 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Gerçek Demokrasi&#8230; Ama Ne Zaman?



Zaman Gazetesi&#8217;nin 23 Haziran 2008 tarihli nüshasında Dr. Ümit Kardaş tarafından yazılmış güzel bir makale vardı. &#8220;Gerçek Demokrasi Ne Zaman?&#8221; başlıklı makalede Dr. Ümit Kardaş başlıktaki soruya makale içinde cevap aramış, kendince tespit edebildiği hususları demokratik bir bakış açısına göre yazmış.

Gerçekten de Ümit Kardaş&#8217;ın tespitleri demokrasi kültürünü benimsemiş ve içine sindirmiş, insan haklarına saygılı ve hukuk devleti normlarına uygun tespitler&#8230;

Ama, bu tespitleri bir Avrupa ülkesinde, benzer bir olaya dayanarak yapmış olsaydı, tereddütsüz altına imzamı atardım. Ancak, burası Türkiye. Burada demokratik ve hukuksal kurallardan daha çok jeopolitik gerçekler ön plana çıkıyor.

Elbette, ben de ülkemiz insanının batı normlarında, evrensel insan hakları kriterlerine ve çağdaş hukuk ölçülerine göre hak ve özgürlüklere sahip olmasını, askerin siyaset dışında tutulmasını arzu ederim. Özellikle askerlerin siyaset dışında tutulmasına gerekçe olarak da Balkan Savaşı sırasında askerin siyasete bulaşmış olmasını görürüm.

Avrupalı hangi haklara sahipse, bizim insanımız da niye sahip olmasın? Gerçek demokrasi ölçülerine uygun demokratik açılımlar niçin ülkemizde yapılmasın? İkinci sınıf demokrasi anlayışına ve asker vesayetine tabi bir ülke de haklarımız olduğundan bahsedebilir miyiz?

İnanıyorum ki, her vatandaşımız bu sorulara kendi fikir ve inanışı doğrultusunda cevap verecektir. Dünyada da bu böyledir. Her ülkenin insanı farklı demokrasi inancına sahiptir. İnanışına etki eden en önemli unsur ya şahsi, ya da ülke menfaatleridir.

Yoksa, daha geçen ay Mynmar&#8217;da meydana gelen sel felaketi esnasında ülkeyi yöneten askeri cunta yönetiminin kendi insanına ulaştırılmak istenen uluslararası yardımı rezilce engelleme çabası, gelen yardımları oligarşik bir anlayışla vatandaşları yerine askerlere dağıtması nasıl Türkiye&#8217;den kötü gözüküyorsa, ülkemizdeki demokrasiye yapılan her türlü müdahale de dış ülkelerden bakıldığında böyle kötü gözüküyor.

Ama&#8230;

&#8220;Büyüklerimiz bir cümle &#8220;ama&#8221; ile başlıyorsa ve bu cümleden önce başka bir hususu açıklayan cümleler varsa, &#8220;ama&#8221; ile başlayan cümle önceki cümlelerde anlatılanları tamamen nötr hale getirir derlerdi. Bizimki de öyle oldu. &#8220;

Ama, jeopolitik gerçeklere gelince iş değişiyor&#8230;

Bir kere Avrupalı bizim yaşadığımız travmayı yaşamadı...

17nci yüzyıl sonlarında toplam 24 milyon kilometre karelik İmparatorluk toprakları, 1913 yılında 4.9 milyon kilometreye kadar düşmüş ve 1913 yılından sonra bugünkü halini almıştı. Şimdi 45 ayrı ülkenin egemenlik hakkını kullandığı topraklardan bir anda bugünkü topraklara düşmek sosyolojik ve psikolojik bir travma yaratmıştı. Hatta bu kadar büyük toprak kaybını bir kenara bırakın, Yunan&#8217;ın Polatlı önlerine gelişi ile beraber Türk&#8217;ün egemenlik alanı kalmamak üzereydi. Böyle bir travma bizde belki de birey merkezli bir bakış açısı yerine devlet ve toplum merkezli bir bakış açısı yerleştirdi.

İkincisi, dünyadaki orduların tamamı dış düşmana karşı ülkesini savunmuş ve kurtarmıştır. Bizim ordumuz ise işgal altındaki bir ülkeyi düşmandan kurtarmakla kalmamış, hanedan yönetimi yerine tüm dünyada gerçek anlamda yeni yeni yerleşmeye başlamış Cumhuriyet sisteminin ülkedeki kurucusu olmuştur. Belli başlı aksaklıkları olsa da meşruti-monarşi yerine demokrasiyi ülke yönetiminde esas almıştır. Bu nedenle, birlerce yıllık ordu-millet anlayışının bu ülke topraklarında kalıcı olarak yerleşmesine vesile olmuştur.

Üçüncüsü, ülkemizin jeo-stretejik yapısı göz önüne alındığında çevremizin pek de dost ülkelerle çevrilmediği aşikardır. Gerek dış tehdit, gerekse dış tehdit unsurlarının yurt içinde kullandığı iç tehdit unsurları düşünüldüğünde Anadolu yarımadası&#8217;nda kalabilmemiz bizim bazı haklardan vazgeçip, güvenliğe önem vermemizi gerektirmiştir.

Şimdi sorarım size; demokrasinin beşiği kabul edilen İngiltere&#8217;nin İRA terör örgütü ile mücadelesinde, Fransa&#8217;nın FLNC (Korsika Bağımsızlık Cephesi) adlı terör örgütü ile mücadelesinde toplam ölen insan sayısı bizimkinin 10&#8217;da biri var mıdır?

Hiç Almanya&#8217;daki dağlarda ellerinde roketatarlar, makineli tüfeklerle dolaşan; üniformaya benzer giysiler içinde gerilla savaşı yapan, koskoca bir orduyu peşine takan kaç terörist bulabilirsiniz?

Belçika&#8217;nın bölünmesi için mücadele eden Belçikalı teröristlere Hollanda&#8217;nın kamp, Fransa&#8217;nın silah, Almanya&#8217;nın finansman, İsviçre&#8217;nin televizyon yayın imkanı sağladığını duydunuz mu?

Duyamazsınız&#8230; Bütün bunlar bizim ülkemiz için geçerlidir.

Veyahut, sadece kendi gibi inanmadığı için insanları tellerle boğup, evlerinin altına gömen ve cesetlerin üzerlerine de bir güzel beton döken Hizbullah benzeri yapılanma İtalya!da var mı?

Her şeyi bir kenara bırakın, insan hakları ve demokrasi gibi gerekçelerle hangi Avrupa ülkesi güvenliğinden taviz veriyor? Hangi ülkede sistemini değiştirecek şekilde gruplar hareket ediyor?

Jeo-politik gerekçeler her şeyin önüne geçiyor&#8230; Bakınız, Avusturya&#8217;da seçimleri kazanan aşırı sağcı Jörg Haider&#8217;e hükümet kurma izni verildi mi? Hem de Avrupa Birliği üyesi bir ülke de adamın iktidara gelmemesi için Avrupa Birliği var gücüyle çalıştı.

Demek ki, ülkeler demokrasi ve insan hakları sınavı verirken güvenlik olgusunu gözden kaçırmıyor. O dengeyi o kadar güzel kuruyor ki, ne şiş yanıyor, ne kebap&#8230;

Tabii, biz de bu dengeyi sağlayacağız, insanımız demokrasi kültürünü tam olarak özümsediğinde. O da ne zaman olacak. Stadyumlarımızda seyirci ile sahayı ayıran tel engelleri kaldırıp, seyircilerimizin sahaya girmemeyi öğrendiği zaman. O zaman bu iş olur. Yoksa üç metrelik tel engele rağmen taraftar sahaya atlayıp hakemi dövebiliyorsa, biraz daha beklememiz gerekecek.

Bir de, Cudi&#8217;de, Gabar&#8217;da, Kato&#8217;da elinde silahla dolaşan teröristler yerine, elinde piknik sepetiyle dolaşanları görmeye başladığımız zaman bu işin altından rahatlıkla kalkabiliriz.

Öyle demokrasi demekle, demokrasi olmuyor&#8230;


*Sedat Onar* ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="Silver">Gerçek Demokrasi&#8230; Ama Ne Zaman?<br />
<br />
<br />
<br />
Zaman Gazetesi&#8217;nin 23 Haziran 2008 tarihli nüshasında Dr. Ümit Kardaş tarafından yazılmış güzel bir makale vardı. &#8220;Gerçek Demokrasi Ne Zaman?&#8221; başlıklı makalede Dr. Ümit Kardaş başlıktaki soruya makale içinde cevap aramış, kendince tespit edebildiği hususları demokratik bir bakış açısına göre yazmış.<br />
<br />
Gerçekten de Ümit Kardaş&#8217;ın tespitleri demokrasi kültürünü benimsemiş ve içine sindirmiş, insan haklarına saygılı ve hukuk devleti normlarına uygun tespitler&#8230;<br />
<br />
Ama, bu tespitleri bir Avrupa ülkesinde, benzer bir olaya dayanarak yapmış olsaydı, tereddütsüz altına imzamı atardım. Ancak, burası Türkiye. Burada demokratik ve hukuksal kurallardan daha çok jeopolitik gerçekler ön plana çıkıyor.<br />
<br />
Elbette, ben de ülkemiz insanının batı normlarında, evrensel insan hakları kriterlerine ve çağdaş hukuk ölçülerine göre hak ve özgürlüklere sahip olmasını, askerin siyaset dışında tutulmasını arzu ederim. Özellikle askerlerin siyaset dışında tutulmasına gerekçe olarak da Balkan Savaşı sırasında askerin siyasete bulaşmış olmasını görürüm.<br />
<br />
Avrupalı hangi haklara sahipse, bizim insanımız da niye sahip olmasın? Gerçek demokrasi ölçülerine uygun demokratik açılımlar niçin ülkemizde yapılmasın? İkinci sınıf demokrasi anlayışına ve asker vesayetine tabi bir ülke de haklarımız olduğundan bahsedebilir miyiz?<br />
<br />
İnanıyorum ki, her vatandaşımız bu sorulara kendi fikir ve inanışı doğrultusunda cevap verecektir. Dünyada da bu böyledir. Her ülkenin insanı farklı demokrasi inancına sahiptir. İnanışına etki eden en önemli unsur ya şahsi, ya da ülke menfaatleridir.<br />
<br />
Yoksa, daha geçen ay Mynmar&#8217;da meydana gelen sel felaketi esnasında ülkeyi yöneten askeri cunta yönetiminin kendi insanına ulaştırılmak istenen uluslararası yardımı rezilce engelleme çabası, gelen yardımları oligarşik bir anlayışla vatandaşları yerine askerlere dağıtması nasıl Türkiye&#8217;den kötü gözüküyorsa, ülkemizdeki demokrasiye yapılan her türlü müdahale de dış ülkelerden bakıldığında böyle kötü gözüküyor.<br />
<br />
Ama&#8230;<br />
<br />
&#8220;Büyüklerimiz bir cümle &#8220;ama&#8221; ile başlıyorsa ve bu cümleden önce başka bir hususu açıklayan cümleler varsa, &#8220;ama&#8221; ile başlayan cümle önceki cümlelerde anlatılanları tamamen nötr hale getirir derlerdi. Bizimki de öyle oldu. &#8220;<br />
<br />
Ama, jeopolitik gerçeklere gelince iş değişiyor&#8230;<br />
<br />
Bir kere Avrupalı bizim yaşadığımız travmayı yaşamadı...<br />
<br />
17nci yüzyıl sonlarında toplam 24 milyon kilometre karelik İmparatorluk toprakları, 1913 yılında 4.9 milyon kilometreye kadar düşmüş ve 1913 yılından sonra bugünkü halini almıştı. Şimdi 45 ayrı ülkenin egemenlik hakkını kullandığı topraklardan bir anda bugünkü topraklara düşmek sosyolojik ve psikolojik bir travma yaratmıştı. Hatta bu kadar büyük toprak kaybını bir kenara bırakın, Yunan&#8217;ın Polatlı önlerine gelişi ile beraber Türk&#8217;ün egemenlik alanı kalmamak üzereydi. Böyle bir travma bizde belki de birey merkezli bir bakış açısı yerine devlet ve toplum merkezli bir bakış açısı yerleştirdi.<br />
<br />
İkincisi, dünyadaki orduların tamamı dış düşmana karşı ülkesini savunmuş ve kurtarmıştır. Bizim ordumuz ise işgal altındaki bir ülkeyi düşmandan kurtarmakla kalmamış, hanedan yönetimi yerine tüm dünyada gerçek anlamda yeni yeni yerleşmeye başlamış Cumhuriyet sisteminin ülkedeki kurucusu olmuştur. Belli başlı aksaklıkları olsa da meşruti-monarşi yerine demokrasiyi ülke yönetiminde esas almıştır. Bu nedenle, birlerce yıllık ordu-millet anlayışının bu ülke topraklarında kalıcı olarak yerleşmesine vesile olmuştur.<br />
<br />
Üçüncüsü, ülkemizin jeo-stretejik yapısı göz önüne alındığında çevremizin pek de dost ülkelerle çevrilmediği aşikardır. Gerek dış tehdit, gerekse dış tehdit unsurlarının yurt içinde kullandığı iç tehdit unsurları düşünüldüğünde Anadolu yarımadası&#8217;nda kalabilmemiz bizim bazı haklardan vazgeçip, güvenliğe önem vermemizi gerektirmiştir.<br />
<br />
Şimdi sorarım size; demokrasinin beşiği kabul edilen İngiltere&#8217;nin İRA terör örgütü ile mücadelesinde, Fransa&#8217;nın FLNC (Korsika Bağımsızlık Cephesi) adlı terör örgütü ile mücadelesinde toplam ölen insan sayısı bizimkinin 10&#8217;da biri var mıdır?<br />
<br />
Hiç Almanya&#8217;daki dağlarda ellerinde roketatarlar, makineli tüfeklerle dolaşan; üniformaya benzer giysiler içinde gerilla savaşı yapan, koskoca bir orduyu peşine takan kaç terörist bulabilirsiniz?<br />
<br />
Belçika&#8217;nın bölünmesi için mücadele eden Belçikalı teröristlere Hollanda&#8217;nın kamp, Fransa&#8217;nın silah, Almanya&#8217;nın finansman, İsviçre&#8217;nin televizyon yayın imkanı sağladığını duydunuz mu?<br />
<br />
Duyamazsınız&#8230; Bütün bunlar bizim ülkemiz için geçerlidir.<br />
<br />
Veyahut, sadece kendi gibi inanmadığı için insanları tellerle boğup, evlerinin altına gömen ve cesetlerin üzerlerine de bir güzel beton döken Hizbullah benzeri yapılanma İtalya!da var mı?<br />
<br />
Her şeyi bir kenara bırakın, insan hakları ve demokrasi gibi gerekçelerle hangi Avrupa ülkesi güvenliğinden taviz veriyor? Hangi ülkede sistemini değiştirecek şekilde gruplar hareket ediyor?<br />
<br />
Jeo-politik gerekçeler her şeyin önüne geçiyor&#8230; Bakınız, Avusturya&#8217;da seçimleri kazanan aşırı sağcı Jörg Haider&#8217;e hükümet kurma izni verildi mi? Hem de Avrupa Birliği üyesi bir ülke de adamın iktidara gelmemesi için Avrupa Birliği var gücüyle çalıştı.<br />
<br />
Demek ki, ülkeler demokrasi ve insan hakları sınavı verirken güvenlik olgusunu gözden kaçırmıyor. O dengeyi o kadar güzel kuruyor ki, ne şiş yanıyor, ne kebap&#8230;<br />
<br />
Tabii, biz de bu dengeyi sağlayacağız, insanımız demokrasi kültürünü tam olarak özümsediğinde. O da ne zaman olacak. Stadyumlarımızda seyirci ile sahayı ayıran tel engelleri kaldırıp, seyircilerimizin sahaya girmemeyi öğrendiği zaman. O zaman bu iş olur. Yoksa üç metrelik tel engele rağmen taraftar sahaya atlayıp hakemi dövebiliyorsa, biraz daha beklememiz gerekecek.<br />
<br />
Bir de, Cudi&#8217;de, Gabar&#8217;da, Kato&#8217;da elinde silahla dolaşan teröristler yerine, elinde piknik sepetiyle dolaşanları görmeye başladığımız zaman bu işin altından rahatlıkla kalkabiliriz.<br />
<br />
Öyle demokrasi demekle, demokrasi olmuyor&#8230;<br />
<br />
<br />
<b>Sedat Onar</b> </font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GeceMavisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/597-gercek-demokrasi-ama-ne-zaman.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Taraf Ne Tarafta</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/596-taraf-ne-tarafta.html</link>
			<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 15:55:58 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Taraf Ne Tarafta?


Evvelki gün ne tarafta olduğu belli olan Taraf Gazetesinde yine ilginç bir haber vardı. Malumunuz Taraf Gazetesinin Kuvvay-ı Zilliyecilerin bayraktarlığını yaptığını bildiğimiz için haberi yadırgamadık.

Haberde kesin ifadelerle: Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin 2007 yılında uygulamaya koyduğu Bilgi Destek Faaliyetleri Eylem Planı&#8217;nda üst düzey yargı organı mensuplarının, basın mensuplarının, sanatçıların Silahlı Kuvvetlerle aynı paralelde hareket etmesini sağlayacak şekilde yönlendirmesinin nasıl yapılacağı belirtiliyormuş&#8230;

Haberin devamı da var. Ama öncelikle bir parantez açalım. Eski bir Ordu mensubu olmamdan dolayı, bilinçdışı da olsa zaten haberi taraflı okuyorum. Taraf Gazetesi&#8217;nin karşı tarafından&#8230; Ancak eski bir Ordu Mensubu olmam, Silahlı Kuvvetlerce yapılacak her yanlışı da kabul edeceğim anlamına gelmez.

Ama demokrat veya liberal olacağım diye de haksız yere Silahlı Kuvvetlere saldırılması beni rahatsız ediyor. Sadece beni değil, çevremden anladığım kadarıyla Kuvvay-ı Milliye ruhu taşıyan herkesi rahatsız ediyor&#8230;

Zira, Kuvvay-ı Zilliye takımının en fazla rahatsız olduğu kurumların başında Türk Silahlı Kuvvetleri geliyor. ABD&#8217;cisi, AB&#8217;cisi, bölücüsü, şeriatçısı, provokatörü, yabancı uşağı ve yabancı ajanı ile Türkiye&#8217;yi içine çekmek istedikleri uçurumun önünde en büyük engel Türk Silahlı Kuvvetleri. Bunlara göre; organizasyonu, dinamik yapısı ve Cumhuriyet değerlerine olan hassasiyeti ile Silahlı Kuvvetlerin halk nazarındaki itibarı sarsılmadan Kuvvay-ı Zilliyecilerin hedefledikleri amaçlara ulaşmaları imkansız. O zaman, büyük Atatürk&#8217;ün &#8220;Ordular ilk hedefiniz Akdeniz&#8217;dir&#8221; şiarındaki gibi Kuvvay-ı Zilliyeciler ilk hedefiniz Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;dir anlayışı ile hareket ediyorlar.

Ellerine ne geçerse, saldırıyorlar. Yeter ki, Ordu yıpratılsın&#8230;

Ama kendileri hiçbir zaman amaçlarının Ordu&#8217;yu yıpratmak olmadığını, dertlerinin anti demokratik düşünen Ordu mensuplarını enterne etmek olduğunu, Silahlı Kuvvetlerin siyaset dışına çekilmesi gerektiğini öne sürerek asıl niyetlerini bir güzel kamufle ediyorlar&#8230;

Şimdi haberi tersten okuyalım&#8230;

&#8220;İnsanların Silahlı Kuvvetler paralelinde düşünmesini sağlamak. &#8220;

Zaten Türk insanının en fazla güvendiği kurumların başında Türk Silahlı Kuvvetleri gelmiyor mu? Bu neyin işaretidir? İnsanımızın da Silahlı Kuvvetlerimizle paralel düşündüğü, tarz ve uygulamalarını benimsediği, savunduğu değerlere paralel bulduğu için değil midir? Siz kendinizden ortak bir payda bulmadığınız bir insanla arkadaşlık kurabilir misiniz? Aynı şey bunun içinde geçerli&#8230;

Ordumuzun düşünce sistematiği ve Türkiye&#8217;de yüklendiği misyon toplumun geneli tarafından benimsenmiş durumda. Bunu hazmedemeyen karanlık ideolojilerin şakirtleri veya bulanık düşünceli insanlar bu bağı koparmak için taktik üzerine taktik geliştiriyor. Aslında bilemedikleri yegane husus, bu Ordunun halkın içinden çıkan bir Ordu olduğudur.

Genelkurmay Başkanlığı sızdırılan (=çalınan=casuslarca kaçırılan) bu belgenin henüz Komutan onayı almadığını açıkladı. Velev ki, Komutan onaylı bir belge olsaydı, bunda garip karşılanacak ne tür bir ifade vardı, ben çözemedim.

Ordu-millet anlayışının hüküm sürdüğü bir ülkede insanların ordusuyla paralel düşünmesi niye bu kadar abes olsun? Adamlar kendi kazdıkları kuyuya kendileri düştü aslında. Demek ki, Ordu&#8217;yu yıpratmaya yönelik bu kadar çok faaliyet ve propaganda var ki, Silahlı Kuvvetler bunu önlemek için tedbir alma zarureti hissetmiş.

Bilmeyen de, Türk Ordusu&#8217;nun aynen Myanmar Ordusu gibi milletinin aleyhinde işler çevirdiğini zannedecek. Ben böyle bir çalışmanın, Cumhuriyete ve Atatürk&#8217;e saldırıların bu kadar arttığı bir dönemde yapılmasını olumlu buluyorum. 2nci Cumhuriyetçilere yine düş kırıklığı ve yine hüsran yolu göründü. Liberal, bölücü ve şeriatçı ittifakının hevesi yine kursaklarında kalacak. İstedikleri kadar çatlayıp, patlasınlar; Silahlı Kuvvetlerimiz kendi üzerinden Cumhuriyete ve Atatürk&#8217;e saldıranlara karşı savunma reflekslerini çalıştırmaya devam edecek.

Asıl rezillik tüm Türk Milletinin göz bebeği Ordumuzun gizliliğe riayet etmesi gereken en üst düzey kurumundan gizlilik dereceli belgelerin nasıl çalınıp, durduk yere kamuoyuna açıklandığıdır? Acaba bu belgelere ulaşabilen hainlerin, Ordumuzun çok daha gizli savunma planlarına ulaşılıp ulaşılamadığı en büyük endişemizdir. Ulaşıldıysa, bu belgeler nerelere iletilmiştir?

Sızdırılan bu ve buna benzer belgelerle; yarın yurdu ve Cumhuriyeti korumak zorunluluğuna düşen Mehmetçiğin karşısına bundan daha ağır bir vebal çıkmasın!.. İşte o zaman şeriatçı ve 2nci Cumhuriyetçi basın zil takıp oynar.. Tek korkum bu&#8230;

Bu kadar gizli belgenin ortalıkta uçuştuğu başka bir ülke var mı, merak ediyorum? Basından takip ettiğim kadarıyla, ABD veya herhangi batı ülkesinde böyle gizli belgeleri bırakın kamuoyuna açıklamayı, çantasında taşıyan adamın başına neler geldiğini boy boy haberlerde okuyoruz. Darası bizim başımıza!...


*Sedat Onar *]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="Silver">Taraf Ne Tarafta?<br />
<br />
<br />
Evvelki gün ne tarafta olduğu belli olan Taraf Gazetesinde yine ilginç bir haber vardı. Malumunuz Taraf Gazetesinin Kuvvay-ı Zilliyecilerin bayraktarlığını yaptığını bildiğimiz için haberi yadırgamadık.<br />
<br />
Haberde kesin ifadelerle: Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin 2007 yılında uygulamaya koyduğu Bilgi Destek Faaliyetleri Eylem Planı&#8217;nda üst düzey yargı organı mensuplarının, basın mensuplarının, sanatçıların Silahlı Kuvvetlerle aynı paralelde hareket etmesini sağlayacak şekilde yönlendirmesinin nasıl yapılacağı belirtiliyormuş&#8230;<br />
<br />
Haberin devamı da var. Ama öncelikle bir parantez açalım. Eski bir Ordu mensubu olmamdan dolayı, bilinçdışı da olsa zaten haberi taraflı okuyorum. Taraf Gazetesi&#8217;nin karşı tarafından&#8230; Ancak eski bir Ordu Mensubu olmam, Silahlı Kuvvetlerce yapılacak her yanlışı da kabul edeceğim anlamına gelmez.<br />
<br />
Ama demokrat veya liberal olacağım diye de haksız yere Silahlı Kuvvetlere saldırılması beni rahatsız ediyor. Sadece beni değil, çevremden anladığım kadarıyla Kuvvay-ı Milliye ruhu taşıyan herkesi rahatsız ediyor&#8230;<br />
<br />
Zira, Kuvvay-ı Zilliye takımının en fazla rahatsız olduğu kurumların başında Türk Silahlı Kuvvetleri geliyor. ABD&#8217;cisi, AB&#8217;cisi, bölücüsü, şeriatçısı, provokatörü, yabancı uşağı ve yabancı ajanı ile Türkiye&#8217;yi içine çekmek istedikleri uçurumun önünde en büyük engel Türk Silahlı Kuvvetleri. Bunlara göre; organizasyonu, dinamik yapısı ve Cumhuriyet değerlerine olan hassasiyeti ile Silahlı Kuvvetlerin halk nazarındaki itibarı sarsılmadan Kuvvay-ı Zilliyecilerin hedefledikleri amaçlara ulaşmaları imkansız. O zaman, büyük Atatürk&#8217;ün &#8220;Ordular ilk hedefiniz Akdeniz&#8217;dir&#8221; şiarındaki gibi Kuvvay-ı Zilliyeciler ilk hedefiniz Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;dir anlayışı ile hareket ediyorlar.<br />
<br />
Ellerine ne geçerse, saldırıyorlar. Yeter ki, Ordu yıpratılsın&#8230;<br />
<br />
Ama kendileri hiçbir zaman amaçlarının Ordu&#8217;yu yıpratmak olmadığını, dertlerinin anti demokratik düşünen Ordu mensuplarını enterne etmek olduğunu, Silahlı Kuvvetlerin siyaset dışına çekilmesi gerektiğini öne sürerek asıl niyetlerini bir güzel kamufle ediyorlar&#8230;<br />
<br />
Şimdi haberi tersten okuyalım&#8230;<br />
<br />
&#8220;İnsanların Silahlı Kuvvetler paralelinde düşünmesini sağlamak. &#8220;<br />
<br />
Zaten Türk insanının en fazla güvendiği kurumların başında Türk Silahlı Kuvvetleri gelmiyor mu? Bu neyin işaretidir? İnsanımızın da Silahlı Kuvvetlerimizle paralel düşündüğü, tarz ve uygulamalarını benimsediği, savunduğu değerlere paralel bulduğu için değil midir? Siz kendinizden ortak bir payda bulmadığınız bir insanla arkadaşlık kurabilir misiniz? Aynı şey bunun içinde geçerli&#8230;<br />
<br />
Ordumuzun düşünce sistematiği ve Türkiye&#8217;de yüklendiği misyon toplumun geneli tarafından benimsenmiş durumda. Bunu hazmedemeyen karanlık ideolojilerin şakirtleri veya bulanık düşünceli insanlar bu bağı koparmak için taktik üzerine taktik geliştiriyor. Aslında bilemedikleri yegane husus, bu Ordunun halkın içinden çıkan bir Ordu olduğudur.<br />
<br />
Genelkurmay Başkanlığı sızdırılan (=çalınan=casuslarca kaçırılan) bu belgenin henüz Komutan onayı almadığını açıkladı. Velev ki, Komutan onaylı bir belge olsaydı, bunda garip karşılanacak ne tür bir ifade vardı, ben çözemedim.<br />
<br />
Ordu-millet anlayışının hüküm sürdüğü bir ülkede insanların ordusuyla paralel düşünmesi niye bu kadar abes olsun? Adamlar kendi kazdıkları kuyuya kendileri düştü aslında. Demek ki, Ordu&#8217;yu yıpratmaya yönelik bu kadar çok faaliyet ve propaganda var ki, Silahlı Kuvvetler bunu önlemek için tedbir alma zarureti hissetmiş.<br />
<br />
Bilmeyen de, Türk Ordusu&#8217;nun aynen Myanmar Ordusu gibi milletinin aleyhinde işler çevirdiğini zannedecek. Ben böyle bir çalışmanın, Cumhuriyete ve Atatürk&#8217;e saldırıların bu kadar arttığı bir dönemde yapılmasını olumlu buluyorum. 2nci Cumhuriyetçilere yine düş kırıklığı ve yine hüsran yolu göründü. Liberal, bölücü ve şeriatçı ittifakının hevesi yine kursaklarında kalacak. İstedikleri kadar çatlayıp, patlasınlar; Silahlı Kuvvetlerimiz kendi üzerinden Cumhuriyete ve Atatürk&#8217;e saldıranlara karşı savunma reflekslerini çalıştırmaya devam edecek.<br />
<br />
Asıl rezillik tüm Türk Milletinin göz bebeği Ordumuzun gizliliğe riayet etmesi gereken en üst düzey kurumundan gizlilik dereceli belgelerin nasıl çalınıp, durduk yere kamuoyuna açıklandığıdır? Acaba bu belgelere ulaşabilen hainlerin, Ordumuzun çok daha gizli savunma planlarına ulaşılıp ulaşılamadığı en büyük endişemizdir. Ulaşıldıysa, bu belgeler nerelere iletilmiştir?<br />
<br />
Sızdırılan bu ve buna benzer belgelerle; yarın yurdu ve Cumhuriyeti korumak zorunluluğuna düşen Mehmetçiğin karşısına bundan daha ağır bir vebal çıkmasın!.. İşte o zaman şeriatçı ve 2nci Cumhuriyetçi basın zil takıp oynar.. Tek korkum bu&#8230;<br />
<br />
Bu kadar gizli belgenin ortalıkta uçuştuğu başka bir ülke var mı, merak ediyorum? Basından takip ettiğim kadarıyla, ABD veya herhangi batı ülkesinde böyle gizli belgeleri bırakın kamuoyuna açıklamayı, çantasında taşıyan adamın başına neler geldiğini boy boy haberlerde okuyoruz. Darası bizim başımıza!...<br />
<br />
<br />
<b>Sedat Onar </b></font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GeceMavisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/596-taraf-ne-tarafta.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sedat Onar - Makale Başlıkları</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/595-sedat-onar-makale-basliklari.html</link>
			<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 15:54:32 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Gerginlere Pasiflora İyi Gelir &#8226; Bölüneceksek, Bölünelim mi? &#8226; Elveda Rumeli &#8226;  Pişmanlık Pişmaniye Değildir &#8226; Bu Ülke Türkler İstemedikçe Bölünmez &#8226; Bu Hamur Daha Fazla Su Kaldırmaz &#8226; Olaylar Kontrolden Çıkarsa &#8226; Çıktık Düşük Alınla Bu Yıl da Son &#8220;Newroz&#8221;dan &#8226; Boyun Eğmeyiz&#8230; &#8226; Bir Tek Ben AlışamadımKuvay-ı Zilliye &#8226; Nevruz Kışkırtmaları &#8226; Nevroz &#8226; Dinler Arası Biyolog &#8226; McCain Seçilir mi? &#8226; Mahmut Şahin Binbaşı&#8217;nın Şehadeti &#8226; Mağduriyetin Yolu Müdüriyete Gider &#8226; United States of Turkey - Son &#8226; Bir Şehit Oğlu&#8217;nun İlk Gecesi &#8226; Fransız Albayın Öpücüğü &#8226; Bir Çocuğun Hüzünlü Haykırışları &#8226; United States of Turkey &#8226; Trene Bakmaya Devam!.. &#8226; Haydi Türk Milleti, Beline Kuvvet &#8226; Altın Oran &#8226; Körler ve Sağırlar Birbirini Ağırlar &#8226; Tehlikeli Dönemeç &#8226; 1 Mart Dünya Ölüler Günü &#8226; Sanal Çuval &#8226; Silahsız Kuvvetler Harekatı &#8226; Küçük Bizans &#8226; Şamar Oğlanı mıyız? &#8226; El-Belediyye &#8226; Baskın Basanındır &#8226; Ulusalcı Terör Örgütü &#8226; Kuzuların Cazgırlığı &#8226; Akdeniz (Üniversitesi) Akşamları &#8226; Bizler Ne İstiyoruz? &#8226; Vizyon Sahibi Lidere İhtiyacımız Var &#8226; Mağduriyetin Yolu Müdüriyete Gider &#8226; Katırlar Tepişirse, Olan Eşeklere Olur &#8226; Soros&#8217;un Çocukları &#8226; Nazım mı, Necip Fazıl mı? &#8226; Kuzular ve Soroslar&#8217;ın Cazgırlığı &#8226; Truva Atı &#8226; Hüzün Doluyor İnsan &#8226; Ev Alma, Komşu Al &#8226; Beni Kahreden Dağlıca &#8226; 30 Bin Kişinin Katili! &#8226; Adım Adım Korkaklık &#8226; Birlik ve Beraberlik &#8226; Biz Akıllanmayacağız! &#8226; Bu Kaçıncı Bahçe Gördüğüm Tarumar? &#8226; Bu Kadarına da Pes! &#8226; Emanete Hıyanet  &#8226; Zincirleme Reaksiyon &#8226; Yumurta mı Tavuktan... &#8226; Rutin İçi &#8226; Kandil&#8217;in Rövanşı &#8226; Kandil&#8217;e Püf De... &#8226; Komutayı Kim Devralacak? &#8226; Talimat Çankaya&#8217;dan &#8226; Tek Derdimiz Sigara Kalmıştı! &#8226; Yeni Politikalar Üretmeliyiz &#8226; Çatışmanın Olmadığı Coğrafya &#8226; Kim, Kimi Kuşatıyor? &#8226; Babayasa Mahkemesi &#8226; Türban Kurbanları &#8226; Türbanlıdan İyi Ev Hanımı Olur &#8226; Ekonomik Krizin Faturası Kiminmiş? &#8226; 3'ncü Viyana Kuşatması &#8226; Top Gun &#8226; Taraf Ne Tarafta? &#8226; Ortak Akıl Hareketi &#8226; Acı Çekmek Müslümanların Kaderi mi? &#8226; AB, AKP&#8217;nin Kapatılmasına Karşıymış&#8230; &#8226; Gerçek Demokrasi&#8230; Ama Ne Zaman? &#8226; Biz Kaç Ortak Akıllıyız? &#8226; Millet (!) İntihar Bombacısını Anarken&#8230; &#8226; Ergenekon Madımak Hattı &#8226; Demokratlar (!) Bir Türlü Darbe Yaptıramadı 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="left"><font color="Silver">Gerginlere Pasiflora İyi Gelir &#8226; Bölüneceksek, Bölünelim mi? &#8226; Elveda Rumeli &#8226;  Pişmanlık Pişmaniye Değildir &#8226; Bu Ülke Türkler İstemedikçe Bölünmez &#8226; Bu Hamur Daha Fazla Su Kaldırmaz &#8226; Olaylar Kontrolden Çıkarsa &#8226; Çıktık Düşük Alınla Bu Yıl da Son &#8220;Newroz&#8221;dan &#8226; Boyun Eğmeyiz&#8230; &#8226; Bir Tek Ben AlışamadımKuvay-ı Zilliye &#8226; Nevruz Kışkırtmaları &#8226; Nevroz &#8226; Dinler Arası Biyolog &#8226; McCain Seçilir mi? &#8226; Mahmut Şahin Binbaşı&#8217;nın Şehadeti &#8226; Mağduriyetin Yolu Müdüriyete Gider &#8226; United States of Turkey - Son &#8226; Bir Şehit Oğlu&#8217;nun İlk Gecesi &#8226; Fransız Albayın Öpücüğü &#8226; Bir Çocuğun Hüzünlü Haykırışları &#8226; United States of Turkey &#8226; Trene Bakmaya Devam!.. &#8226; Haydi Türk Milleti, Beline Kuvvet &#8226; Altın Oran &#8226; Körler ve Sağırlar Birbirini Ağırlar &#8226; Tehlikeli Dönemeç &#8226; 1 Mart Dünya Ölüler Günü &#8226; Sanal Çuval &#8226; Silahsız Kuvvetler Harekatı &#8226; Küçük Bizans &#8226; Şamar Oğlanı mıyız? &#8226; El-Belediyye &#8226; Baskın Basanındır &#8226; Ulusalcı Terör Örgütü &#8226; Kuzuların Cazgırlığı &#8226; Akdeniz (Üniversitesi) Akşamları &#8226; Bizler Ne İstiyoruz? &#8226; Vizyon Sahibi Lidere İhtiyacımız Var &#8226; Mağduriyetin Yolu Müdüriyete Gider &#8226; Katırlar Tepişirse, Olan Eşeklere Olur &#8226; Soros&#8217;un Çocukları &#8226; Nazım mı, Necip Fazıl mı? &#8226; Kuzular ve Soroslar&#8217;ın Cazgırlığı &#8226; Truva Atı &#8226; Hüzün Doluyor İnsan &#8226; Ev Alma, Komşu Al &#8226; Beni Kahreden Dağlıca &#8226; 30 Bin Kişinin Katili! &#8226; Adım Adım Korkaklık &#8226; Birlik ve Beraberlik &#8226; Biz Akıllanmayacağız! &#8226; Bu Kaçıncı Bahçe Gördüğüm Tarumar? &#8226; Bu Kadarına da Pes! &#8226; Emanete Hıyanet  &#8226; Zincirleme Reaksiyon &#8226; Yumurta mı Tavuktan... &#8226; Rutin İçi &#8226; Kandil&#8217;in Rövanşı &#8226; Kandil&#8217;e Püf De... &#8226; Komutayı Kim Devralacak? &#8226; Talimat Çankaya&#8217;dan &#8226; Tek Derdimiz Sigara Kalmıştı! &#8226; Yeni Politikalar Üretmeliyiz &#8226; Çatışmanın Olmadığı Coğrafya &#8226; Kim, Kimi Kuşatıyor? &#8226; Babayasa Mahkemesi &#8226; Türban Kurbanları &#8226; Türbanlıdan İyi Ev Hanımı Olur &#8226; Ekonomik Krizin Faturası Kiminmiş? &#8226; 3'ncü Viyana Kuşatması &#8226; Top Gun &#8226; Taraf Ne Tarafta? &#8226; Ortak Akıl Hareketi &#8226; Acı Çekmek Müslümanların Kaderi mi? &#8226; AB, AKP&#8217;nin Kapatılmasına Karşıymış&#8230; &#8226; Gerçek Demokrasi&#8230; Ama Ne Zaman? &#8226; Biz Kaç Ortak Akıllıyız? &#8226; Millet (!) İntihar Bombacısını Anarken&#8230; &#8226; Ergenekon Madımak Hattı &#8226; Demokratlar (!) Bir Türlü Darbe Yaptıramadı </font></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GeceMavisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/595-sedat-onar-makale-basliklari.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peru&#8217;nun Apo&#8217;su Guzman Nasıl Boyun Eğdi?]]></title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/594-peru-nun-apo-su-guzman-nasil-boyun-egdi.html</link>
			<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 15:53:13 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bazen anlamakta zorluk çekiyorum.

Dünyanın hangi ülkesi vardır ki, kendisine karşı resmen savaş açmış bir terör örgütünün liderine örgütünü yönetme ve suç işlemesini yönlendirme imkanı verir?

Bu imkanlara sahip dünyadaki yegane iki ülke Türkiye ile İtalya&#8217;dır herhalde&#8230;

Avukatların, Apo efendiyi İmralı&#8217;da ziyaret ettikleri günün akşamı Apo&#8217;nun verdiği talimatlar internet kanalıyla PKK sitelerinde yer alıyor. Adam Şam&#8217;dan bile örgütünü bu kadar kolay idare edemezdi. En azından can korkusu yaşar, huzurlu olmazdı. Şimdi hayat bütünlüğü garantide. Devletin vatandaşına veya diğer mahkumlarına sunamadığı her imkan O&#8217;na sunuluyor.

Kazaen gıda zehirlenmesi yaşamasın diye yemeklerini yemeden önce çeşnicibaşı kontrolünden geçiyor. Elbiselerinde kimyasal zehir olmasın diye, elbiseleri giydirilmeden önce kimyasal testlerden geçiyor. Herhangi bir depremde üzerine duvar yıkılmasın diye duvarları depreme dayanıklı şekilde inşa ediliyor. Hatta depremde üzerine kazaen kitaplık, ranza düşer diye hepsi sabitlenmiş.

Bütün bunları bir kenara bırakın, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi&#8217;nden kardiyolog, dahiliye, psikolog, ortopedi ve diş hekiminden oluşan 5 kişilik uzman doktor heyeti, Abdullah Öcalan&#8217;ı ayda 2 kere genel sağlık kontrolünden geçiriyor. Dişlerindeki dolgular bile tam. Bir vatandaşın dişi ağrısa parasızlıktan 2 ay çektiremez, ama sağlık hizmeti Apo&#8217;nun ayağına geliyor. Olsun varsın, zararı yok. Devlete teslim edilmiş tutuklu ve hükümlülerin vücut bütünlüğünün korunması devletin başlıca görevidir. Özellikle de Apo&#8217;nun vücut bütünlüğü!.

En büyük endişem, kansere falan yakalanması. Şayet bir kansere yakalanırsa vay halimize&#8230;

Ergenekon tutuklusuyken kanserden ölen rahmetli Kuddisi Okkır&#8217;a tanınmayan hak O&#8217;na tanınır, anında serbest bile bırakılır.

*****

Ceza infaz rejiminde herhalde İtalya&#8217;yı örnek aldık.

70&#8217;li yıllarda İtalya&#8217;yı kana bulayan, hatta İtalya Başbakanı Aldo Moro&#8217;yu kaçırıp kafasına üç kurşun sıkan Kızıl Tugaylar örgütünün lideri Renato Curcio yakalandıktan sonra belli bir süre hapis yatmış, ardından Napoli Üniversitesi&#8217;nde ders vermeye başlamıştı.

Bakarsınız, kısa bir süre sonra biz de Apo&#8217;yu da serbest bırakır, Bilgi veya Bahçeşehir Üniversitelerinde &#8220;Siyaset Bilimine Giriş&#8221; dersleri vermesini sağlarız.

*****

Terör örgütlerinde lider çok önemlidir. Ya liderini yakalayıp örgütü bitirirsin, ya da bizim gibi güvenli bir ortamda örgütünü yönettirip sonucuna katlanırsın.

Dünyada bizim gibi uzun süreli ve çok kanlı teröre karşı mücadele vermiş ülkelerden bir tanesi de Peru&#8230;

80&#8217;li yıllarda &#8220;Aydınlık Yol&#8221; adıyla bildiğimiz Sendero Luminoso adlı bir terör örgütü Peru&#8217;yu kan gölüne çevirdi. Örgütün eylemlerine başladığı 1980 yılından örgüt lideri Abimael Guzman&#8217;ın yakalandığı 1992 yılına kadar geçen 12 yıllık dönemde resmi kayıtlara göre 23 bin, gayrı resmi kayıtlara göre ise 70 bin kişi terör eylemlerinin kurbanı oldu. Ölenlerin yüzde doksanı örgütün emperyalizmin kucağından kurtarmak(!) için eylem yaptığı Peru yerlileriydi.

Bu Abimael Guzman denen adam, örgütü yönetirken uzun yıllar kimliğini gizlemeyi başardı. Aslında felsefe profesörü idi. Bir taraftan üniversitede derse girip insan sevgisi, barış ve umuttan söz ediyor, diğer taraftan militanlarına insanlara işkence yapılıp öldürülmesi için emirler veriyordu. Bizim gündüz külahlı, gece silahlı dediğimiz cinsten&#8230;

Nihayet Peru Hükümeti adama kafayı taktı. 1992 yılında yakaladı.

İlk iş, adama çizgili pijama gibi mahkum elbisesi giydirip, demir bir kafes içinde kamuoyuna teşhir ettiler. Ardından müebbet hapis cezasına çarptırdılar.

Emrinde 10 bin silahlı militan olan böyle bir psikopatı nereye koyarız diye düşündüler. Aynen bizim İmralı adasına benzeyen başkent Lima&#8217;nın karşısında 15 kilometre uzaklıktaki San Lorenzo adasında bulunan Callao Deniz Üssü&#8217;ne koymaya karar verdiler. Büyük Okyanus&#8217;taki bu adaya şahsa özel yeni bir cezaevi yaptılar. Guzman&#8217;ı içine koyup, bir yıl boyunca kimseyle görüştürmediler. Ne avukatları, ne anası, ne de babası Guzman&#8217;ı göremedi. Guzman bir yıllık hücre cezasında çöktü. Direnci kırıldı. Bu dönem içinde bırakın örgütüne talimat vermeyi, &#8220;yoldaşlarım ben hala yaşıyorum&#8221; bile diyemedi.

Guzman&#8217;ın bu bir yıllık hapis dönemi içinde yanına sadece Peru Milli istihbarat Servisi Başkanı Vladimiro Montesinos girebildi.

Montesinos adamı öyle bir hale getirdi ki, 1993 yılında o binlerce kişinin ölüm emrini veren felsefe profesörü çözüldü, Peru Hükümetiyle barış ilan ettiğini açıklamaya karar verdi.

Derhal televizyon kameraları getirildi ve Guzman televizyondan binlerce militanının yüzlerine karşı &#8220;tuttuğumuz yol yol değildir, silahları bırakıp, barış içinde yeni bir Peru kurmamız gerekir&#8221; diye seslendi. Televizyonlardan bunu duyan militan yoldaşları apışıp kaldı, şoka uğradılar.

6 bin Aydınlık Yol militanı o hafta içinde silahlarını bırakıp, terörden vazgeçti. Silah bırakmayanlar da çeşitli fraksiyonlara bölünüp, yok olmaya yüz tuttular. Terör eylemlerinde yüzde seksene varan azalma kaydedildi.

İşte Peru&#8217;nun izlediği Aydınlık Yol deneyimi bu&#8230;

Apo, bu deneyimi bildiği için geçenlerde avukatları aracılığı ile bir açıklama yapmış. Demiş ki &#8220;Beni Guzmanvari metotlarla kullanmaları mümkün değil.&#8221;

Gerçekten bizim devlet kullanamaz. Kullanacak olsaydı 9 yıldır beklemezdi.

Sen gönlünü ferah tut Abdullah Öcalan, devletimiz sana kıyamaz. Bırak, Guzmanvari metotları, daha İnfaz Kanununa doğru dürüst bir madde ekleyip de, seinle terör örgütün arasında kuryelik yapan avukatlarının görüşmelerini bile kısıtlayamaz. Bizim örnek aldığımız İtalyan modeli nasıl olsa&#8230;

Yakında Açık Toplum Enstitüsü&#8217;nün düzenleyeceği konferanslara konuşmacı olarak bile çağrılırsan, şaşırmayız&#8230;

Peru&#8217;da Guzman&#8217;ı Perulular yakaladı ve Peru yasalarına uygun ceza çektiriliyor. Seni ABD yakalayıp, Türkiye&#8217;nin kucağına verdi. Bu yüzden infazını da ABD&#8217;lilerin istediği gibi yapıyoruz!.


*Sedat Onar*]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="Silver">Bazen anlamakta zorluk çekiyorum.<br />
<br />
Dünyanın hangi ülkesi vardır ki, kendisine karşı resmen savaş açmış bir terör örgütünün liderine örgütünü yönetme ve suç işlemesini yönlendirme imkanı verir?<br />
<br />
Bu imkanlara sahip dünyadaki yegane iki ülke Türkiye ile İtalya&#8217;dır herhalde&#8230;<br />
<br />
Avukatların, Apo efendiyi İmralı&#8217;da ziyaret ettikleri günün akşamı Apo&#8217;nun verdiği talimatlar internet kanalıyla PKK sitelerinde yer alıyor. Adam Şam&#8217;dan bile örgütünü bu kadar kolay idare edemezdi. En azından can korkusu yaşar, huzurlu olmazdı. Şimdi hayat bütünlüğü garantide. Devletin vatandaşına veya diğer mahkumlarına sunamadığı her imkan O&#8217;na sunuluyor.<br />
<br />
Kazaen gıda zehirlenmesi yaşamasın diye yemeklerini yemeden önce çeşnicibaşı kontrolünden geçiyor. Elbiselerinde kimyasal zehir olmasın diye, elbiseleri giydirilmeden önce kimyasal testlerden geçiyor. Herhangi bir depremde üzerine duvar yıkılmasın diye duvarları depreme dayanıklı şekilde inşa ediliyor. Hatta depremde üzerine kazaen kitaplık, ranza düşer diye hepsi sabitlenmiş.<br />
<br />
Bütün bunları bir kenara bırakın, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi&#8217;nden kardiyolog, dahiliye, psikolog, ortopedi ve diş hekiminden oluşan 5 kişilik uzman doktor heyeti, Abdullah Öcalan&#8217;ı ayda 2 kere genel sağlık kontrolünden geçiriyor. Dişlerindeki dolgular bile tam. Bir vatandaşın dişi ağrısa parasızlıktan 2 ay çektiremez, ama sağlık hizmeti Apo&#8217;nun ayağına geliyor. Olsun varsın, zararı yok. Devlete teslim edilmiş tutuklu ve hükümlülerin vücut bütünlüğünün korunması devletin başlıca görevidir. Özellikle de Apo&#8217;nun vücut bütünlüğü!.<br />
<br />
En büyük endişem, kansere falan yakalanması. Şayet bir kansere yakalanırsa vay halimize&#8230;<br />
<br />
Ergenekon tutuklusuyken kanserden ölen rahmetli Kuddisi Okkır&#8217;a tanınmayan hak O&#8217;na tanınır, anında serbest bile bırakılır.<br />
<br />
*****<br />
<br />
Ceza infaz rejiminde herhalde İtalya&#8217;yı örnek aldık.<br />
<br />
70&#8217;li yıllarda İtalya&#8217;yı kana bulayan, hatta İtalya Başbakanı Aldo Moro&#8217;yu kaçırıp kafasına üç kurşun sıkan Kızıl Tugaylar örgütünün lideri Renato Curcio yakalandıktan sonra belli bir süre hapis yatmış, ardından Napoli Üniversitesi&#8217;nde ders vermeye başlamıştı.<br />
<br />
Bakarsınız, kısa bir süre sonra biz de Apo&#8217;yu da serbest bırakır, Bilgi veya Bahçeşehir Üniversitelerinde &#8220;Siyaset Bilimine Giriş&#8221; dersleri vermesini sağlarız.<br />
<br />
*****<br />
<br />
Terör örgütlerinde lider çok önemlidir. Ya liderini yakalayıp örgütü bitirirsin, ya da bizim gibi güvenli bir ortamda örgütünü yönettirip sonucuna katlanırsın.<br />
<br />
Dünyada bizim gibi uzun süreli ve çok kanlı teröre karşı mücadele vermiş ülkelerden bir tanesi de Peru&#8230;<br />
<br />
80&#8217;li yıllarda &#8220;Aydınlık Yol&#8221; adıyla bildiğimiz Sendero Luminoso adlı bir terör örgütü Peru&#8217;yu kan gölüne çevirdi. Örgütün eylemlerine başladığı 1980 yılından örgüt lideri Abimael Guzman&#8217;ın yakalandığı 1992 yılına kadar geçen 12 yıllık dönemde resmi kayıtlara göre 23 bin, gayrı resmi kayıtlara göre ise 70 bin kişi terör eylemlerinin kurbanı oldu. Ölenlerin yüzde doksanı örgütün emperyalizmin kucağından kurtarmak(!) için eylem yaptığı Peru yerlileriydi.<br />
<br />
Bu Abimael Guzman denen adam, örgütü yönetirken uzun yıllar kimliğini gizlemeyi başardı. Aslında felsefe profesörü idi. Bir taraftan üniversitede derse girip insan sevgisi, barış ve umuttan söz ediyor, diğer taraftan militanlarına insanlara işkence yapılıp öldürülmesi için emirler veriyordu. Bizim gündüz külahlı, gece silahlı dediğimiz cinsten&#8230;<br />
<br />
Nihayet Peru Hükümeti adama kafayı taktı. 1992 yılında yakaladı.<br />
<br />
İlk iş, adama çizgili pijama gibi mahkum elbisesi giydirip, demir bir kafes içinde kamuoyuna teşhir ettiler. Ardından müebbet hapis cezasına çarptırdılar.<br />
<br />
Emrinde 10 bin silahlı militan olan böyle bir psikopatı nereye koyarız diye düşündüler. Aynen bizim İmralı adasına benzeyen başkent Lima&#8217;nın karşısında 15 kilometre uzaklıktaki San Lorenzo adasında bulunan Callao Deniz Üssü&#8217;ne koymaya karar verdiler. Büyük Okyanus&#8217;taki bu adaya şahsa özel yeni bir cezaevi yaptılar. Guzman&#8217;ı içine koyup, bir yıl boyunca kimseyle görüştürmediler. Ne avukatları, ne anası, ne de babası Guzman&#8217;ı göremedi. Guzman bir yıllık hücre cezasında çöktü. Direnci kırıldı. Bu dönem içinde bırakın örgütüne talimat vermeyi, &#8220;yoldaşlarım ben hala yaşıyorum&#8221; bile diyemedi.<br />
<br />
Guzman&#8217;ın bu bir yıllık hapis dönemi içinde yanına sadece Peru Milli istihbarat Servisi Başkanı Vladimiro Montesinos girebildi.<br />
<br />
Montesinos adamı öyle bir hale getirdi ki, 1993 yılında o binlerce kişinin ölüm emrini veren felsefe profesörü çözüldü, Peru Hükümetiyle barış ilan ettiğini açıklamaya karar verdi.<br />
<br />
Derhal televizyon kameraları getirildi ve Guzman televizyondan binlerce militanının yüzlerine karşı &#8220;tuttuğumuz yol yol değildir, silahları bırakıp, barış içinde yeni bir Peru kurmamız gerekir&#8221; diye seslendi. Televizyonlardan bunu duyan militan yoldaşları apışıp kaldı, şoka uğradılar.<br />
<br />
6 bin Aydınlık Yol militanı o hafta içinde silahlarını bırakıp, terörden vazgeçti. Silah bırakmayanlar da çeşitli fraksiyonlara bölünüp, yok olmaya yüz tuttular. Terör eylemlerinde yüzde seksene varan azalma kaydedildi.<br />
<br />
İşte Peru&#8217;nun izlediği Aydınlık Yol deneyimi bu&#8230;<br />
<br />
Apo, bu deneyimi bildiği için geçenlerde avukatları aracılığı ile bir açıklama yapmış. Demiş ki &#8220;Beni Guzmanvari metotlarla kullanmaları mümkün değil.&#8221;<br />
<br />
Gerçekten bizim devlet kullanamaz. Kullanacak olsaydı 9 yıldır beklemezdi.<br />
<br />
Sen gönlünü ferah tut Abdullah Öcalan, devletimiz sana kıyamaz. Bırak, Guzmanvari metotları, daha İnfaz Kanununa doğru dürüst bir madde ekleyip de, seinle terör örgütün arasında kuryelik yapan avukatlarının görüşmelerini bile kısıtlayamaz. Bizim örnek aldığımız İtalyan modeli nasıl olsa&#8230;<br />
<br />
Yakında Açık Toplum Enstitüsü&#8217;nün düzenleyeceği konferanslara konuşmacı olarak bile çağrılırsan, şaşırmayız&#8230;<br />
<br />
Peru&#8217;da Guzman&#8217;ı Perulular yakaladı ve Peru yasalarına uygun ceza çektiriliyor. Seni ABD yakalayıp, Türkiye&#8217;nin kucağına verdi. Bu yüzden infazını da ABD&#8217;lilerin istediği gibi yapıyoruz!.<br />
<br />
<br />
<b>Sedat Onar</b></font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GeceMavisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/594-peru-nun-apo-su-guzman-nasil-boyun-egdi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>HANGİ MEVSİMİN ŞARKISI BU ÇALAN?</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/karakiz/590-hangi-mevsimin-sarkisi-bu-calan.html</link>
			<pubDate>Sat, 29 Nov 2008 11:23:35 GMT</pubDate>
			<description>*Şehrin kalabalık caddelerinde yürüyor yalnızlığım
Merhameti namerd kelimeleri, eze eze...
Gölgesine dudaklarından düşen geceler tutunmuş,
Ayakları çıplak...
Çıkmaz sokaklarda sek sek oynuyor umutlarım
Taş, sabrımın çizgilerini zorluyor..
Tek ayağım havada, seni fısıldıyorum bu şehre...

Biliyorum,
Derin bir nefes almak cesaret istiyor...
Alıp kendimi içime saklanasım var...
Sana gitmek var bir de, senden gelmeden...
Susmak hep susmak....

... Ey aşk !
İklimi kayıp hangi mevsimin şarkısı ki bu çalan?
Erken gelen isyanın,
Gecikmiş öfkesinde kayboldum ben...

Şimdi,
Sesimi düşünceme saklasam,
Sözüm üç noktanın boşluklarına sığınır kederinden,
Dönmek kabullenmek demek,
Reddetmenin tabiri caizi kayıp!

Bir başımayım eksilmelerin izdüşümünde...
Alıp kendimi içime saklanasım var...
Senden geçmek var bir de, seni bırakmadan...
Susmak hep susmak...
*</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><i><font color="Orange"><font size="5"><font face="Comic Sans MS"><div align="center">Şehrin kalabalık caddelerinde yürüyor yalnızlığım<br />
Merhameti namerd kelimeleri, eze eze...<br />
Gölgesine dudaklarından düşen geceler tutunmuş,<br />
Ayakları çıplak...<br />
Çıkmaz sokaklarda sek sek oynuyor umutlarım<br />
Taş, sabrımın çizgilerini zorluyor..<br />
Tek ayağım havada, seni fısıldıyorum bu şehre...<br />
<br />
Biliyorum,<br />
Derin bir nefes almak cesaret istiyor...<br />
Alıp kendimi içime saklanasım var...<br />
Sana gitmek var bir de, senden gelmeden...<br />
Susmak hep susmak....<br />
<br />
... Ey aşk !<br />
İklimi kayıp hangi mevsimin şarkısı ki bu çalan?<br />
Erken gelen isyanın,<br />
Gecikmiş öfkesinde kayboldum ben...<br />
<br />
Şimdi,<br />
Sesimi düşünceme saklasam,<br />
Sözüm üç noktanın boşluklarına sığınır kederinden,<br />
Dönmek kabullenmek demek,<br />
Reddetmenin tabiri caizi kayıp!<br />
<br />
Bir başımayım eksilmelerin izdüşümünde...<br />
Alıp kendimi içime saklanasım var...<br />
Senden geçmek var bir de, seni bırakmadan...<br />
Susmak hep susmak...</div></font></font></font></i></b></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>KaRaKıZ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/karakiz/590-hangi-mevsimin-sarkisi-bu-calan.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>ne bu</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/sadem/589-ne-bu.html</link>
			<pubDate>Sun, 23 Nov 2008 12:11:47 GMT</pubDate>
			<description>nasıl 1 mesaj yazarım</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>nasıl 1 mesaj yazarım</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>sadem</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/sadem/589-ne-bu.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>ERGENEKON Örgütü Şeması - MİT şemasındaki 69 isim</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/588-ergenekon-orgutu-semasi-mit-semasindaki-69-isim.html</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 02:40:37 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[

Sayın yargıçlar,
Dava dosyasında Başbakanlık Müsteşarlığı'nın 2 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazdığı yazının ekinde gönderilen MİT'in yaptığı ve "Ergenekon'un şeması''olarak ifade ettiği bir şema var.

SAVCILIK KAPATTI
Bu şemanın üzerindeki isimler Savcılık tarafından kapatılmıştır. Bunun aslının, isimlerin olduğu şema örneğinin dava dosyasına konulmasını talep ediyorum.
Savcılık bu belgeyi talep ederken dava dosyasına konulmak üzere talep etmiştir. Başbakanlık Müsteşarlığı'nın ilgili yazısında da "dava dosyasına konulmak üzere talep edilen belgeler ekte sunulmuştur''denilerek gönderilmiştir. Yani talebin sebebi, belgelerin dava dosyasına konulmasıdır. MİT, bu belge yani Ergenekon şeması için "Tuncay Güney'in (Tuncay Güney İpek diye bahsediyor) ifadesinde geçen CD'lerde yer alan bilgilerden şematize edilmiştir'' diyor. Bu şema, Tuncay Güney'in ifadesinden (MİT, "mülakat" diye bir hukuki metin olamayacağını düşündüğü için "ifade" demiş), mezkûr CD'lerden MİT'in yolladığı metinlere dayanılarak yapılmış... MİT'in yaptığı bu şema, 2001 yılına ait. Bu şemada Doğu Perinçek ve Veli Küçük dışında hemen hemen bütün isimler kapatılmış. Bir de diğer şemada kapatılmayan Kemal Alemdaroğlu var. Kapatılan isimlerin bazılarının baş harfleri gözüküyor. Sedat Peker, Ali Yasak, Sami Hoştan'ın isimleri de duruyor. Oysa MİT'in yazısında şemada 69 isim bulunduğu belirtiliyor. Demek ki bu 5 isim dışında 64 isim daha bulunuyor. 69 isimden 5 tanesi açıkta bırakılmış diğer 64 isim kapatılmış.

ADLARI YAZILAN 10 KİŞİ
MİT'in bu yazısında "Ergenekon" ve "Lobi" projesinin yanı sıra CD'lerde yer verilen diğer dokümanların , "Tuncay Güney İpek" in ifadesinin ve ''gercekergenekon.com'' adlı web sitesindeki iddiaların incelendiği belirtiliyor ve şu isimlerden söz ediliyor. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Tuncay Güney İpek, Doğu Perinçek, Kemal Özden (Ulusal Sanayici İş Adamları Derneği Başkanı), Ethem Sancak (Hedef Holding), Gürbüz Çapan, Ali Yasak, Mehmet Zeki Polat (TEKSİF Sendikası Başkanı), Mehmet Nuri Emral (İşadamı) ve Ümit Bavbek (Emniyet Müdürü) olmak üzere "toplam 69 şahsın bahse konu oluşumla irtibatlandırıldığı tespit edilmiştir". Yani bu, MİT'in kendi tespiti değil. Bu, Tuncay Güney'in ifadesi, Strateji Dergisi arşivi ve Tuncay Güney'in arşivinden MİT'in çıkardığı şema...

İSİMLERİ GÖRMEDEN NASIL SAVUNMA YAPACAĞIZ
64'ünün üstü kapatılan bu isimler olmadan ve bu şema açıkça görülmeden bizim savunma yapmamız mümkün değildir. Çünkü bir "örgüt" iddiası vardır. Bu "örgüt" kimlerden oluşmaktadır? Bunun MİT tarafından 2001 yılındaki bazı belgelere dayanılarak şeması yapılmış. Bu şema dava dosyasına konulmak üzere talep edilmiş fakat dava dosyasına konulmamıştır. Daha doğrusu isimler kapatılarak konulmuştur. Biz bu isimleri görmeden nasıl savunma yapacağız? Biz kimlerle bu örgütü kurmuşuz? Bu örgütün diğer yöneticileri kimlerdir? Bu örgütün çeşitli birimlerinde yer alan bu 69 şahsiyet kimdir? Bunları bilmeden, yalnız savcıların bildiği, belki mahkemenin de ancak gizli ve yasadışı yollardan öğrenebileceği bu isimleri görmeden bizim savunma yapmamız mümkün değildir.

ŞEMA TERTİBİN BİR KANITI
Daha da önemlisi; sözü geçen şema bu davanın, baştan sona Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alan, Türkiye'nin milli kuvvetlerini hedef alan, Türk Silahlı Kuvvetlerini ve İşçi Partisi'ni hedef alan bir tertip olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü -yine buradan öğreniyoruz- MİT'in yolladığı yazıda 69 isim içinde Orgeneral Eşref Bitlis de vardır, fakat vefat etmiştir. Yine Hürriyet Gazetesi yazarlarından Gülçin Telci de vardır, o da vefat etmiştir.
"Tuncay Güney İpek"in "mülakat" denen o anlatımlarına baktığımız zaman, "Ergenekon nedir" sorusuna verdiği cevap şudur: "Ergenekon Türk Silahlı Kuvvetleridir." İkincisi yine "Tuncay Güney İpek"e göre "Ergenekon"un merkezinde, çekirdeğinde kimler vardır? İfade verdiği sırada Genelkurmay Başkanı olan Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, bir önceki Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, son üç Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman, Rasim Betil, ondan evvelki şehit orgeneralimiz Eşref Bitlis ve birçok orgeneralimiz, komutanımız vardır. 

ŞEMADA YER ALMA ÖLÇÜTÜ
Savcı Zekeriya Öz ATV muhabirine yaptığı itirafta, ATV'de de yayınlandığı gibi şöyle demiştir: "Ergenekon soruşturmasının merkezinde İşçi Partisi var". Şimdi bakınız, MİT yolladığı belgede 9 kişinin adını veriyor. 2 tane iş adamı saymış. Biri Ethem Sancak. Ethem Sancak kim? 2001 yılında İşçi Partisi'ne taraftar olan, İşçi Partisi'nin yandaşı olan bir işadamı. Bugün ise "Tayip Erdoğan sevdalısıyım" diyor. 2001 yılında MİT'in şemasında işadamları listesinin başında ve 69 kişi içinden seçilen 9 kişinin içinde. Çünkü o zaman İşçi Partisi yandaşı. Ama 2001'den 2008'e kadar köprülerin altından sular akıyor. Ethem Sancak "Tayip Erdoğan'ın sevdalısı" oluyor. Ergenekon'a karşı, sahip olduğu Star Gazetesi'nden, Kanal 24'den iftiralar yayınlayan bir konuma geçiyor. Böylece listeden çıkıyor. Şimdi bunu şemaya koymadığınız zaman ben nasıl savunma yapacağım? Şemaya konulan ikinci iş adamı Mehmet Nuri Emral... Koz Ecza'nın sahibi...Türkiye'nin en büyük ecza depolarından birinin sahibi...Doğu Perinçek'in bacanağı...

KIVRIKOĞLU 2001'DE NİÇİN LİSTEYE KONDU
Yani Doğu Perinçek'in bacanağı iseniz, Doğu Perinçek'in partisine sempatizansanız veya o sırada ABD'nin hedefi olan bazı iş adamlarıysanız şemada varsınız. Bu 69'un içindesiniz. 2001 kurgusu öyle kurulmuştur. Sonra 2006-2007 yılındaki operasyonlara gelindiği zaman, gene ABD'nin planlarına göre bu şemalar değiştirilmektedir ve istenenler seçilmektedir. 2001'de Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu listeye niçin konulmuştur? ABD Körfez Savaşı'na hazırlanıyor, Irak'ı bölmek için teşebbüste. O zaman Ecevit hükümette ve Türkiye'ye baskılar yapılıyor. Amerika Ecevit hükümeti'ne diyor ki; Irak'a kara harekâtıyla kuzeyden girilecek ve Türk ordusu da müttefiklere ve Amerika'ya hizmet edecek. Orgeneral Kıvrıkoğlu bunu kabul etmiyor. Ecevit hükümeti buna direnmeye çalışıyor. 
Gizli belgeleri yayınlanmıştır. TSK, Temmuz 2001'de bir plan yapıyor. O plan nedir? ABD'den önce Kuzey Irak'a vaziyet edilmesi ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünün ileri hatlardan savunulması... Dick Cheney geliyor, Kıvrıkoğlu ile görüşmek istiyor. Kıvrıkoğlu görüşmeyi reddediyor. Türkiye baskılarla karşı karşıya. Amerika Kıvrıkoğlu'nun yerine Hilmi Özkök'ü hazırlıyor. Amerika'nın bu siyasi amaçlarına uygun bir senaryo üretiliyor. Bu kurguda hedef alınanlar; son iki Genelkurmay Başkanı, Amerika'ya boyun eğmeyenler, Amerika'nın karşısında dik duran İşçi Partisi ve diğer yurtseverler... Bizim savunmamızın esası budur...

MİT NİÇİN KAPATMADI
Bu isimler gizlendiği zaman Türkiye'ye karşı tertip gizlenmiş olur. Dikkat ediniz, bu isimlerin üzerini MİT kapatmıyor. Bu şemanın MİT tarafından, Türkiye'ye yönelik tertibi bütün kamuoyu ve Mahkemeniz görsün diye özel olarak böyle yollandığı kanısındayım. Görün kimler hedef alınıyor! 
Türk Ordusu hedef alınıyor, vatanseverler hedef alınıyor. Yani görün, Mahkeme görsün diye böyle yollanmıştır. Şimdi bu görülmesin diye kapatılmaktadır. Böylece bu tertip, bu suç gizlenmeye çalışılmaktadır. Bunun için savcılar gizleme işine, karartma işine ortak olmaktadırlar. Bu gerçeğin ortaya çıkması için bu belgelerin derhal açık hale getirilmesi gerekmektedir.

NOT
Doğu Perinçek'in Ergenekon Davası'nın 13 Kasım 2008 tarihli duruşmasında yaptığı konuşmanın tuttuğumuz notlarıdır. Başlık ve ara başlıkları biz koyduk.





Resim: http://www.aydinlik.com.tr/sabitler/basyazisutun.gif Resim: http://www.aydinlik.com.tr/sabitler/perincekfoto.jpeg ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Arial"><font color="Silver"><br />
<br />
Sayın yargıçlar,<br />
Dava dosyasında Başbakanlık Müsteşarlığı'nın 2 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazdığı yazının ekinde gönderilen MİT'in yaptığı ve &quot;Ergenekon'un şeması''olarak ifade ettiği bir şema var.<br />
<br />
SAVCILIK KAPATTI<br />
Bu şemanın üzerindeki isimler Savcılık tarafından kapatılmıştır. Bunun aslının, isimlerin olduğu şema örneğinin dava dosyasına konulmasını talep ediyorum.<br />
Savcılık bu belgeyi talep ederken dava dosyasına konulmak üzere talep etmiştir. Başbakanlık Müsteşarlığı'nın ilgili yazısında da &quot;dava dosyasına konulmak üzere talep edilen belgeler ekte sunulmuştur''denilerek gönderilmiştir. Yani talebin sebebi, belgelerin dava dosyasına konulmasıdır. MİT, bu belge yani Ergenekon şeması için &quot;Tuncay Güney'in (Tuncay Güney İpek diye bahsediyor) ifadesinde geçen CD'lerde yer alan bilgilerden şematize edilmiştir'' diyor. Bu şema, Tuncay Güney'in ifadesinden (MİT, &quot;mülakat&quot; diye bir hukuki metin olamayacağını düşündüğü için &quot;ifade&quot; demiş), mezkûr CD'lerden MİT'in yolladığı metinlere dayanılarak yapılmış... MİT'in yaptığı bu şema, 2001 yılına ait. Bu şemada Doğu Perinçek ve Veli Küçük dışında hemen hemen bütün isimler kapatılmış. Bir de diğer şemada kapatılmayan Kemal Alemdaroğlu var. Kapatılan isimlerin bazılarının baş harfleri gözüküyor. Sedat Peker, Ali Yasak, Sami Hoştan'ın isimleri de duruyor. Oysa MİT'in yazısında şemada 69 isim bulunduğu belirtiliyor. Demek ki bu 5 isim dışında 64 isim daha bulunuyor. 69 isimden 5 tanesi açıkta bırakılmış diğer 64 isim kapatılmış.<br />
<br />
ADLARI YAZILAN 10 KİŞİ<br />
MİT'in bu yazısında &quot;Ergenekon&quot; ve &quot;Lobi&quot; projesinin yanı sıra CD'lerde yer verilen diğer dokümanların , &quot;Tuncay Güney İpek&quot; in ifadesinin ve ''gercekergenekon.com'' adlı web sitesindeki iddiaların incelendiği belirtiliyor ve şu isimlerden söz ediliyor. </font></font><font face="Arial"><font color="Silver">Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Tuncay Güney İpek, Doğu Perinçek, Kemal Özden (Ulusal Sanayici İş Adamları Derneği Başkanı), Ethem Sancak (Hedef Holding), Gürbüz Çapan, Ali Yasak, Mehmet Zeki Polat (TEKSİF Sendikası Başkanı), Mehmet Nuri Emral (İşadamı) ve Ümit Bavbek (Emniyet Müdürü) olmak üzere &quot;toplam 69 şahsın bahse konu oluşumla irtibatlandırıldığı tespit edilmiştir&quot;. Yani bu, MİT'in kendi tespiti değil. Bu, Tuncay Güney'in ifadesi, Strateji Dergisi arşivi ve Tuncay Güney'in arşivinden MİT'in çıkardığı şema...<br />
<br />
İSİMLERİ GÖRMEDEN NASIL SAVUNMA YAPACAĞIZ<br />
64'ünün üstü kapatılan bu isimler olmadan ve bu şema açıkça görülmeden bizim savunma yapmamız mümkün değildir. Çünkü bir &quot;örgüt&quot; iddiası vardır. Bu &quot;örgüt&quot; kimlerden oluşmaktadır? Bunun MİT tarafından 2001 yılındaki bazı belgelere dayanılarak şeması yapılmış. Bu şema dava dosyasına konulmak üzere talep edilmiş fakat dava dosyasına konulmamıştır. Daha doğrusu isimler kapatılarak konulmuştur. Biz bu isimleri görmeden nasıl savunma yapacağız? Biz kimlerle bu örgütü kurmuşuz? Bu örgütün diğer yöneticileri kimlerdir? Bu örgütün çeşitli birimlerinde yer alan bu 69 şahsiyet kimdir? Bunları bilmeden, yalnız savcıların bildiği, belki mahkemenin de ancak gizli ve yasadışı yollardan öğrenebileceği bu isimleri görmeden bizim savunma yapmamız mümkün değildir.<br />
<br />
ŞEMA TERTİBİN BİR KANITI<br />
Daha da önemlisi; sözü geçen şema bu davanın, baştan sona Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alan, Türkiye'nin milli kuvvetlerini hedef alan, Türk Silahlı Kuvvetlerini ve İşçi Partisi'ni hedef alan bir tertip olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü -yine buradan öğreniyoruz- MİT'in yolladığı yazıda 69 isim içinde Orgeneral Eşref Bitlis de vardır, fakat vefat etmiştir. Yine Hürriyet Gazetesi yazarlarından Gülçin Telci de vardır, o da vefat etmiştir.<br />
&quot;Tuncay Güney İpek&quot;in &quot;mülakat&quot; denen o anlatımlarına baktığımız zaman, &quot;Ergenekon nedir&quot; sorusuna verdiği cevap şudur: &quot;Ergenekon Türk Silahlı Kuvvetleridir.&quot; İkincisi yine &quot;Tuncay Güney İpek&quot;e göre &quot;Ergenekon&quot;un merkezinde, çekirdeğinde kimler vardır? İfade verdiği sırada Genelkurmay Başkanı olan Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, bir önceki Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, son üç Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman, Rasim Betil, ondan evvelki şehit orgeneralimiz Eşref Bitlis ve birçok orgeneralimiz, komutanımız vardır. <br />
<br />
ŞEMADA YER ALMA ÖLÇÜTÜ<br />
Savcı Zekeriya Öz ATV muhabirine yaptığı itirafta, ATV'de de yayınlandığı gibi şöyle demiştir: &quot;Ergenekon soruşturmasının merkezinde İşçi Partisi var&quot;. Şimdi bakınız, MİT yolladığı belgede 9 kişinin adını veriyor. 2 tane iş adamı saymış. Biri Ethem Sancak. Ethem Sancak kim? 2001 yılında İşçi Partisi'ne taraftar olan, İşçi Partisi'nin yandaşı olan bir işadamı. Bugün ise &quot;Tayip Erdoğan sevdalısıyım&quot; diyor. </font></font><font face="Arial"><font color="Silver">2001 yılında MİT'in şemasında işadamları listesinin başında ve 69 kişi içinden seçilen 9 kişinin içinde. Çünkü o zaman İşçi Partisi yandaşı. Ama 2001'den 2008'e kadar köprülerin altından sular akıyor. Ethem Sancak &quot;Tayip Erdoğan'ın sevdalısı&quot; oluyor. Ergenekon'a karşı, sahip olduğu Star Gazetesi'nden, Kanal 24'den iftiralar yayınlayan bir konuma geçiyor. Böylece listeden çıkıyor. Şimdi bunu şemaya koymadığınız zaman ben nasıl savunma yapacağım? Şemaya konulan ikinci iş adamı Mehmet Nuri Emral... Koz Ecza'nın sahibi...Türkiye'nin en büyük ecza depolarından birinin sahibi...Doğu Perinçek'in bacanağı...<br />
<br />
KIVRIKOĞLU 2001'DE NİÇİN LİSTEYE KONDU<br />
Yani Doğu Perinçek'in bacanağı iseniz, Doğu Perinçek'in partisine sempatizansanız veya o sırada ABD'nin hedefi olan bazı iş adamlarıysanız şemada varsınız. Bu 69'un içindesiniz. 2001 kurgusu öyle kurulmuştur. Sonra 2006-2007 yılındaki operasyonlara gelindiği zaman, gene ABD'nin planlarına göre bu şemalar değiştirilmektedir ve istenenler seçilmektedir. 2001'de Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu listeye niçin konulmuştur? ABD Körfez Savaşı'na hazırlanıyor, Irak'ı bölmek için teşebbüste. O zaman Ecevit hükümette ve Türkiye'ye baskılar yapılıyor. Amerika Ecevit hükümeti'ne diyor ki; Irak'a kara harekâtıyla kuzeyden girilecek ve Türk ordusu da müttefiklere ve Amerika'ya hizmet edecek. Orgeneral Kıvrıkoğlu bunu kabul etmiyor. Ecevit hükümeti buna direnmeye çalışıyor. <br />
Gizli belgeleri yayınlanmıştır. TSK, Temmuz 2001'de bir plan yapıyor. O plan nedir? ABD'den önce Kuzey Irak'a vaziyet edilmesi ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünün ileri hatlardan savunulması... Dick Cheney geliyor, Kıvrıkoğlu ile görüşmek istiyor. Kıvrıkoğlu görüşmeyi reddediyor. Türkiye baskılarla karşı karşıya. Amerika Kıvrıkoğlu'nun yerine Hilmi Özkök'ü hazırlıyor. Amerika'nın bu siyasi amaçlarına uygun bir senaryo üretiliyor. Bu kurguda hedef alınanlar; son iki Genelkurmay Başkanı, Amerika'ya boyun eğmeyenler, Amerika'nın karşısında dik duran İşçi Partisi ve diğer yurtseverler... Bizim savunmamızın esası budur...<br />
<br />
MİT NİÇİN KAPATMADI<br />
Bu isimler gizlendiği zaman Türkiye'ye karşı tertip gizlenmiş olur. Dikkat ediniz, bu isimlerin üzerini MİT kapatmıyor. Bu şemanın MİT tarafından, Türkiye'ye yönelik tertibi bütün kamuoyu ve Mahkemeniz görsün diye özel olarak böyle yollandığı kanısındayım. Görün kimler hedef alınıyor! <br />
Türk Ordusu hedef alınıyor, vatanseverler hedef alınıyor. Yani görün, Mahkeme görsün diye böyle yollanmıştır. Şimdi bu görülmesin diye kapatılmaktadır. Böylece bu tertip, bu suç gizlenmeye çalışılmaktadır. Bunun için savcılar gizleme işine, karartma işine ortak olmaktadırlar. Bu gerçeğin ortaya çıkması için bu belgelerin derhal açık hale getirilmesi gerekmektedir.<br />
<br />
NOT<br />
Doğu Perinçek'in Ergenekon Davası'nın 13 Kasım 2008 tarihli duruşmasında yaptığı konuşmanın tuttuğumuz notlarıdır. Başlık ve ara başlıkları biz koyduk.<br />
<br />
<br />
<br />
</font></font><br />
<br />
<img src="http://www.aydinlik.com.tr/sabitler/basyazisutun.gif" border="0" alt="" /><img src="http://www.aydinlik.com.tr/sabitler/perincekfoto.jpeg" border="0" alt="" /></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GeceMavisi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/588-ergenekon-orgutu-semasi-mit-semasindaki-69-isim.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kurtlar Vadisi Pusu 47. Bölüm Fragmanı</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/garip07/587-kurtlar-vadisi-pusu-47-bolum-fragmani.html</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 20:13:46 GMT</pubDate>
			<description>MK3Gj8StdF4
</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/MK3Gj8StdF4&amp;rel=1"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/MK3Gj8StdF4&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Garip07</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/garip07/587-kurtlar-vadisi-pusu-47-bolum-fragmani.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yüreğimde Yara Var</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/karakiz/586-yuregimde-yara-var.html</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 12:32:11 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[http://www.youtube.com/watch?v=09GVanvHcx8&NR=1

*Şu genç ömrümün taze çağında 
Seni nerden gördüm görmez olsaydım 
Dikenle örülü gönül bağımdan 
Sana güller verdim vermez olsaydım 
Dün neler söylerdin bak bugün caydın 
Böyle mi yapardın sevmiş olsaydın 
Ben sana tapardım benim olsaydın 
Seni nerden gördüm görmez olsaydım 
Yüreğimde yara var durmadan kanar 
İnsan olan insana böyle mi yapar 
Yüreğimde yara var durmadan kanar 
İnsan olan sevdiğine böyle mi yapar 
Dünyaya geleli bir gün gülmedim 
Senden bıkıp başkasına gönül vermedim 
Şimdi ben aşkınla bir serseriyim 
Seni nerden gördüm görmez olsaydım :79:
*


*M_M_T ölünceye dek...:19:*]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/http://www.youtube.com/watch?v=09GVanvHcx8&amp;NR=1&amp;rel=1"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/http://www.youtube.com/watch?v=09GVanvHcx8&amp;NR=1&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></div><br />
<b><i><font color="Red"><font size="5"><div align="center">Şu genç ömrümün taze çağında <br />
Seni nerden gördüm görmez olsaydım <br />
Dikenle örülü gönül bağımdan <br />
Sana güller verdim vermez olsaydım <br />
Dün neler söylerdin bak bugün caydın <br />
Böyle mi yapardın sevmiş olsaydın <br />
Ben sana tapardım benim olsaydın <br />
Seni nerden gördüm görmez olsaydım <br />
Yüreğimde yara var durmadan kanar <br />
İnsan olan insana böyle mi yapar <br />
Yüreğimde yara var durmadan kanar <br />
İnsan olan sevdiğine böyle mi yapar <br />
Dünyaya geleli bir gün gülmedim <br />
Senden bıkıp başkasına gönül vermedim <br />
Şimdi ben aşkınla bir serseriyim <br />
Seni nerden gördüm görmez olsaydım :79:</div></font></font></i></b><br />
<br />
<br />
<b><i><font color="Plum"><font size="5">M_M_T ölünceye dek...:19:</font></font></i></b></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>KaRaKıZ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.main-board.net/blogs/karakiz/586-yuregimde-yara-var.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mağara Kafalı, Yarasa Akıllılar</title>
			<link>http://www.main-board.net/blogs/gecemavisi/585-magara-kafali-yarasa-akillilar.html</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 00:49:07 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Savaş Karşıtları, DTP, ÖDP, Vicdani Redçler, Mazlum-Der gibi yasal kuruluşlar ile her türlü yıkıcı, bölücü ve irticai yasadışı örgütlerin milliyetçi ve ulusalcılara düşman olduklarını bilirdim, ancak Türk polisinin miliyetçi ve ulusalcılar ile Silahlı Kuvvetlerimize karşı olduğunu bilmezdim. Yeni öğrendim&#8230;

Elbette Polis ve Ordu arasında bazı alanlarda tatlı bir rekabetten kaynaklanan çekişme olduğunu biliyordum, ama polisin içindeki az da olsa bazı unsurların ordu düşmanlığı yaptığını Odatv adlı internet sitesinde rastladığım bir belge üzerine kapsamlı bir araştırma yapmasaydım, öğrenemeyecektim&#8230;

Odatv, &#8220;suç ve ceza&#8221; adlı bir internet sitesine atıfta bulunarak, bu site içinde yazı yazanların bir çoğunun polis kökenli olduğunu ve Ergenekon davası gerekçe gösterilerek Ordu&#8217;ya ve milliyetçilere saldırıldığını söylüyordu.

Gerçekten de &#8220;suç ve ceza&#8221; adlı internet sitesi halen görevde bulunan Emniyet mensupları tarafından yönetiliyor. Yazarlarının büyük bir kısmı polis kökenli. Yazarlardan bir kısmı gerçekten de suç bilimi ve polis görevleri ile ilgili makaleler yayınlıyor. Ama bir kısmı da alenen siyaset yapıyor.

Görevi gereği tarafsız olması gereken bir kurumun temsilcilerinin yönettiği sitede bazı makaleleri okuduğunuz anda sitenin tarafsız olmadığını şak diye anlıyorsunuz. Daha ilk bakışta sitenin &#8220;taraflılığını&#8221; ortaya koyan bir anket var. Daha doğrusu bir yönlendirme var.

Soru şöyle : Son günlerde güvenlik güçlerine karşı yapılan saldırılarda ne amaçlanıyor? (Tabii ki, İstanbul&#8217;daki saldırıları değil, bizzat Türk Silahlı Kuvvetlerinin uğraştığı PKK saldırılarını kastediyor)

Şıklar da şöyle:

- Ordumuz Kuzey Irak'ta pusuya çekilmek isteniyor.

- Teskerenin onaylanmasına tepki olarak saldırılar yapılıyor.

- Ergenekon operasyonuna tepki olarak gerçekleştiriliyor.

- Güvenlik güçlerininin zaafiyet içerisinde olduğu gösterilmek amaçlanıyor.

Cevaplar tamamen faul&#8230; Özellikle son iki şık&#8230; Kötüler içinden kötüyü beğen gibi bir şey&#8230;

Aslında anket cevapları pek de önemli değil. Bu sitedeki bazı makaleleri okuduktan sonra cevap vermeye kalkarsanız, işaretleyeceğiniz seçenek otomatik olarak &#8220;Ergenekon operasyonuna tepki&#8221; seçeneği çıkıyor. Zaten okuyucularının %46&#8217;lık bölümü bu seçeneği işaretlemiş!



Sitede, polisin görevleri ile ilgili bazı bilimsel makalelerden başka, adları Ergenekon operasyonunun perde gerisindeki kişiler olarak geçen Önder Aytaç, Emre Uslu ve Fatih Balcı gibi emniyet kökenli bir çok şahsın makaleleri de var. Bunlar yetmiyormuş gibi, Zaman, Yeni Şafak gibi gazetelerin ne kadar anti-Ergenekoncu yazarı varsa, o yazarların Ergenekon hakkındaki makaleleri de konulmuş. Sitenin adına &#8220;anti-ergenekon.com&#8221; deselermiş daha anlamlı olurmuş.

Ancak makale aralarında sadece Ergenekon Davası değil, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Milliyetçileri, Türk Ulusalcıları eleştiriliyor.

Hatta, bu sitedeki makalenin birinde Ergenekon tetikçilerinin nasıl don giydiğine dair analiz bile var. Ben de yeni öğrendim. Ergenekoncular slip değil, boksör don giyiyorlarmış. Doğrudur&#8230; Yakalanan bu kadar Ergenekoncu emniyetteki sorgularında don-gölek soyuldularsa tam bir bilimsel tespit yapılmış demektir&#8230;

Neyse konumuz, bu sitede yer alan Silahlı Kuvvetler aleyhtarlığı ve bu sitedeki yapılanma...

Suç ve ceza bizim gibi dışarıdan okuyanlar için polisin gayrı resmi yayın organı. Sitede yayınlananlar siyasi yazılar halen görevde olan emniyet mensuplarının veya emniyet ile birlikte faaliyet yürüten insanların görüşlerini yansıtsa bile insan tüm polislerin dışa vurmuş olan sesi olduğunu düşünmeden edemiyor.



Herhangi bir sivil şahsiyet Ergenekon davası hakkında suç oluşturmadığı sürece istediğini söyleyip yazma özgürlüğüne sahiptir. Ama devletten maaş alan bir memurun bu özgürlüğü sınırlıdır, siyasi bir konuda taraf olduğunu hissettiremez. Bu, onun ifade özgürlüğünün önüne konan bir engel değil, aksine polisten tarafsız muamele görmek isteyen vatandaşların bu haklarının garanti altına alınmasıdır.

Ancak sitede yazan Önder Aytaç, Emre Uslu, Fatih Balcı gibi yazarlar tarafsızlığı tamamen ortadan kalkmış yazarlardır. Ergenekon davasının tarafıdırlar. Taraf gazetesinde yazdıklarıyla Silahlı Kuvvetlere karşı oluşturulmaya çalışılan rüzgarın vantilatörleridirler.

Önder Aytaç, hem Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcılığı görevini yürütüyor, hem de bu Akademide ders veriyor. Artan zamanında da &#8220;Taraf&#8221; gazetesinde &#8220;genellikle Silahlı Kuvvetler aleyhine&#8221; yazılar yazıyor. Ay başı geldiğinde de devletin ona ödediği maaşı bankamatikten tıkır tıkır alıyor.

Emre Uslu sosyetik adıyla tanınan Emrullah Uslu ile Önder Aytaç&#8217;ın kankası, halen Bingöl&#8217;de komiser olarak görev yapıyor. O&#8217;da boş vakitlerinde Önder Aytaç&#8217;la ortak &#8220;Taraf&#8221; gibi radikal söylemleri olan ve Silahlı Kuvvetlerle arası gergin bir gazetede köşe yazıyor. Emre Uslu&#8217;nun Silahlı Kuvvetler ile arasındaki bozuşmanın nedeni de, bir zamanlar ABD-UTAH&#8217;taki bir servis sağlayıcıdan internet ortamına sızdırıldığı belirlenen Genelkurmay Karargahından çalınmış &#8220;Andıç&#8221;ın Emre Uslu tarafından sızdırıldığına dair Genelkurmay Başkanlığınca soruşturma yapılmış olmasıdır.

Aynı dönemde Utah&#8217;taki servis sağlayıcıdan Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek&#8217;e olduğu iddia edilen günlükler de sızdırılmış ama kimse üzerine alınmamıştı.

Bu ikilinin Taraf gazetesinde yazdığı yazılar daha sonra suç ve ceza sitesine aktarılarak site ziyaretçilerini engin irfanlarıyla aydınlatıyorlar!.

İnsan düşünmeden edemiyor&#8230;

Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin koskoca bir paşasının herhangi bir özel davette birisiyle konuştuğu bir konu, ertesi gün basın organlarında yayınlanınca kıyamet koparıp, sanki Silahlı Kuvvetlerin resmi görüşüymüş gibi lanse edilirken, devlet memuru sıfatı bulunan bu yazarların makalelerinin satır aralarında devletin Silahlı Kuvvetlerini darbecilikle suçlaması hakkında kimseden ciddi bir tepki gelmiyor&#8230;

Bu yetmiyormuş gibi, aynı yazarlar siyasi görüşlerini alenen gazete köşelerinde açıklayıp, tarafsızlıklarını kaybederken, görevlerine devam edebiliyorlar. Nasıl iştir, anlayamadım&#8230;

Bu iki arkadaşın en ifrit oldukları kesim milliyetçi veya ulusalcı denen çevreler ile Türk Silahlı Kuvvetleri&#8230;

Hatta direkt isim vermeden bu kesimleri &#8220;Kafataslarını mağaraya, akıllarını da yarasaya dönüştüren &#8220;güruh&#8221; olarak adlandırıyorlar.

Yapma yahu, sevgili dostum. Sizler gibi düşünmüyoruz diye bu hakaretinizi yiyecek halimiz yok. Biz, Türk Silahlı Kuvvetlerine düşmanlığını gizleme gereği duymayan, kürtçü ve bölücü çevrelerin ceridesi haline gelen bir yayın organında devletten maaş alarak devlete sövmüyoruz diye mi mağara kafalı, yarasa akıllı oluyoruz. Siz onları ruhlarını Soroslara, geleceklerini Türkiye düşmanı emperyalistlere satanlara yutturursunuz, bize yutturamazsınız&#8230;



Bu arkadaşlar, Ergenekon yaftasıyla yazdıkları yazılarla milliyetçilere, milli devlet taraftarlarına; darbecilik ve demokrasi yaftasıyla yazdıkları yazılarla da Silahlı Kuvvetlere bel altından vurmaya çalışıyorlar. Diğer taraftan da bu milli devletin verdiği burslarla Amerika&#8217;da öğrenim görüp, milli devletin verdiği maaşlarla geçiniyorlar.

Bu işte bir çelişki var ama anlayamadım.

Hakikaten mağara kafalı, yarasa akıllı mıyız? Anlayamıyorum da&#8230;


*Sedat Onar*
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="left"><font color="Silver">Savaş Karşıtları, DTP, ÖDP, Vicdani Redçler, Mazlum-Der gibi yasal kuruluşlar ile her türlü yıkıcı, bölücü ve irticai yasadışı örgütlerin milliyetçi ve ulusalcılara düşman olduklarını bilirdim, ancak Türk polisinin miliyetçi ve ulusalcılar ile Silahlı Kuvvetlerimize karşı olduğunu bilmezdim. Yeni öğrendim&#8230;<br />
<br />
Elbette Polis ve Ordu arasında bazı alanlarda tatlı bir rekabetten kaynaklanan çekişme olduğunu biliyordum, ama polisin içindeki az da olsa bazı unsurların ordu düşmanlığı yaptığını Odatv adlı internet sitesinde rastladığım bir belge üzerine kapsamlı bir araştırma yapmasaydım, öğrenemeyecektim&#8230;<br />
<br />
Odatv, &#8220;suç ve ceza&#8221; adlı bir internet sitesine atıfta bulunarak, bu site içinde yazı yazanların bir çoğunun polis kökenli olduğunu ve Ergenekon davası gerekçe gösterilerek Ordu&#8217;ya ve milliyetçilere saldırıldığını söylüyordu.<br />
<br />
Gerçekten de &#8220;suç ve ceza&#8221; adlı internet sitesi halen görevde bulunan Emniyet mensupları tarafından yönetiliyor. Yazarlarının büyük bir kısmı polis kökenli. Yazarlardan bir kısmı gerçekten de suç bilimi ve polis görevleri ile ilgili makaleler yayınlıyor. Ama bir kısmı da alenen siyaset yapıyor.<br />
<br />
Görevi gereği tarafsız olması gereken bir kurumun temsilcilerinin yönettiği sitede bazı makaleleri okuduğunuz anda sitenin tarafsız olmadığını şak diye anlıyorsunuz. Daha ilk bakışta sitenin &#8220;taraflılığını&#8221; ortaya koyan bir anket var. Daha doğrusu bir yönlendirme var.<br />
<br />
Soru şöyle : Son günlerde güvenlik güçlerine karşı yapılan saldırılarda ne amaçlanıyor? (Tabii ki, İstanbul&#8217;daki saldırıları değil, bizzat Türk Silahlı Kuvvetlerinin uğraştığı PKK saldırılarını kastediyor)<br />
<br />
Şıklar da şöyle:<br />
<br />
- Ordumuz Kuzey Irak'ta pusuya çekilmek isteniyor.<br />
<br />
- Teskerenin onaylanmasına tepki olarak saldırılar yapılıyor.<br />
<br />
- Ergenekon operasyonuna tepki olarak gerçekleştiriliyor.<br />
<br />
- Güvenlik güçlerininin zaafiyet içerisinde olduğu gösterilmek amaçlanıyor.<br />
<br />
Cevaplar tamamen faul&#8230; Özellikle son iki şık&#8230; Kötüler içinden kötüyü beğen gibi bir şey&#8230;<br />
<br />
Aslında anket cevapları pek de önemli değil. Bu sitedeki bazı makaleleri okuduktan sonra cevap vermeye kalkarsanız, işaretleyeceğiniz seçenek otomatik olarak &#8220;Ergenekon operasyonuna tepki&#8221; seçeneği çıkıyor. Zaten okuyucularının %46&#8217;lık bölümü bu seçeneği işaretlemiş!<br />
<br />
<br />
<br />
Sitede, polisin görevleri ile ilgili bazı bilimsel makalelerden başka, adları Ergenekon operasyonunun perde gerisindeki kişiler olarak geçen Önder Ayta