Dünyada 7 Kişiden 1 inin Ruhsal Sorunları Var
Dünya üzerinde her 7 kişiden 1’i ruhsal bir sorun yaşıyor. Türkiye’de ise kendilerini değersiz hisseden, öfke patlamaları yaşayan milyonlara her gün bir yenisi ekleniyor ve panik atak salgın gibi yayılıyor.
Psikiyatrlar ve sosyologlar son ekonomik kriz ve terör olaylarının çok da iyi durumda olmayan ruh sağlığımızı daha bozacağını söylediler. Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Psikiyatri Klinik Şefi Kemal Sayar, “Gelecek belirsiz, mali piyasalar o kadar oynak ki her an herkes işsiz kalabilir, varlığını yitirebilir. Bu da dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ruhsal rahatsızlığa yakalanma riskini artırıyor. Panik atak Türkiye’de giderek bir salgın boyutuna varıyor” dedi. Doç. Dr. Yankı Yazgan “Psikiyatra başvuranların sayısında 99’dan bu yana ciddi artış var. Kendilerini değerli hissetmeyen milyonlarca insanla dolu bir ülkede yaşıyoruz” diye konuştu. Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı da durumumuzu, “Kimse hayatından memnun değil” sözleriyle özetledi.
Dünya üzerinde en fazla yeti yitimine neden olan 10 hastalıktan 4’ünü (depresyon, şizofreni, alkol-madde kullanım bozuklukları ve obsesif-kompulsif bozukluğu) ruhsal hastalıklar oluşturuyor. İnsanlar bu hastalıklar yüzünden çalışamaz, işe gidemez sosyal ya da mesleki işlevlerini yerine getiremez hale geliyorlar. Ruhsal rahatsızlıklara yol açan pek çok faktör var; yoksulluk, kötü yaşam koşulları, savaş, işkence, afet ve benzeri travmalar, sağlık ve sosyal güvencenin olmayışı, zorunlu göç, ayrımcılık ve genetik faktörler...
Türkiye Psikiyatri Derneği’nin açıkladığı rakamlar da her 7 kişiden 1’inin “hasta” olduğunu gösteriyor:
Dünya üzerinde ruhsal hastalığı olan kişi sayısı 500 milyon ulaşmış durumda.
Bu, her 7 kişiden 1’inin tedavi gerektirecek derecede ruhsal sorunu olduğu anlamına geliyor.
Her 4 kişiden 1’i de yaşamının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkileniyor.
Ruhsal hastalıkların bu kadar yaygın olmasına karşılık, rahatsızlığı olan her 7 kişiden ancak 1’i tedavi için sağlık kuruluşuna başvuruyor.
Ruh sağlığı hizmeti temelde bir kamu hizmeti ama ülkemizde kamu sağlığı hizmetleri de kazandırdığı parayla ölçülür hale geldiği için gerek yetişkinlere yönelik, gerek çocuklara yönelik ruh sağlığı hizmetleri yüksek ücretle sunulan hizmet olmadıkları için ikinci derecede meseleler olarak görülüyor. Oysa ruh sağlığı toplumun temel omurgasını oluşturur. TBMM’de bekleyen bir Ruh Sağlığı Yasası var. Değişik meslek kuruluşlarının işbirliğiyle kotarılmış olan bir yasa taslağı ama 2B gibi menfaat sağlayıcı özelliği olmadığı için herhalde devamlı arka sıralara itiliyor. Ruh sağlığı hizmeti maalesef kamunun önceliği olarak görülmüyor.
Türkiye’de sağlık hizmetleri yeterli değil, ruh sağlığı hizmetleri ise büsbütün yetersiz. Sadece hizmet değil, insanların bilinci de son derece yetersiz. Hâlâ bir psikoloğa gitmek, deli olmak anlamına geliyor. Dolayısıyla varolan hizmetlerin de çok verimli bir şekilde kullanıldığı söylenemez. Özellikle okullardan başlayarak psikolojik danışmanlık hizmetlerinin geliştirilmesi gerekiyor. Erken yaşlardan itibaren destek verilmesi gerekiyor. Problemler ortaya çıkmadan önce önleyici ruh sağlığı hizmetlerine önem vermek gerekiyor. Burada bizdeki anlayış pek güncel değil, geride kalmış halde. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde hem halk sağlığı bakımından hem de genel sağlık hizmetleri bakımından önleyici hekimlik öne çıkmıyor, oysa bu gerekiyor.
Bizim toplumumuzda beraberlik kültürü var. Batı toplumları bireyci toplumlardır ve yalnızlaşma onların bir hastalığıdır. Bizde böyle değil, hiç değilse o tarafımız iyidir. Beraberlik kültürümüz olduğu için bu psikolojik sağlığa önemli katkıda bulunuyor. İnsanları konuşabilecekleri, dertleşebilecekleri eşi, dostu, komşusu, akrabası var. Bunu da korumak lâzım. Bu, çünkü bizim psikolojik olarak güçlü yönlerimizden, olumlu yönlerimizden biri. Bu yalnızlaşmaya, bireyselleşmeye özenmemeli. Ntv