
Mükemmellik sadece Allah'a mahsus. Beser ise şaşar. Beserin de hepsi bir değil. Bazısı bazen şaşar, bazısı daha çok.
Şaşmak, yani hata etmek, her şeyi mahveden, telafisi imkansız bir eksiklik değil insan için, insan olmanın bir tabiatı.
Fakat normal olmayan, hoş görülemeyecek olan, hatada ısrarlı olmak. Şaşmayı, hataya düşmeyi hal edinmek. Bir elbise gibi giyinmek. Beser olma durumunu zaaflarına, hatalarına kalkan edinmek.
İşte bu durum beser olmaya yakışan, yarasan bir hal değil. Zira hatada ısrarla insanlık haysiyeti tehlikeye girer. Kişinin izzeti nefsi yaralanır, şerefi düşer. Oysa insan, şerefli yaratıldı. Ona şerefini Yaradanı verdi. Ona eşref-i mahlukat dedi.
Bu durumda beserin en önemli görevi, kendisine bahsedilen bu şerefi korumak değil midir? Öyledir, öyle olmalıdır.
Hatalara rağmen şerefli kalmak çok mu zor? Değil elbette. Yolu öğretilmiş. Tarihin en başından beri insanlığa rehber kılınmış kutlu elçiler tarafından.
Çok kolaymış meğer. Yolun asli hataya pişman olmak imiş.
Pişman olmak sadece insana özgü. O halde çok insanî, tamamen insanî.
Önce hataları hata kabul etmek. Yakışmadığını, insanlık şerefiyle uyuşmadığını idrak etmek. Sonra yaptığına pişman olmak. Sonra bir daha yapmamaya karar vermek, azmetmek...
Nihayet güzel bir dönüşle dönmek. Doğruya, doğru istikamete... Hep doğruya gitmek, yani dosdoğru olmak... Selametle.